tag:blogger.com,1999:blog-72659898268378176992009-06-11T23:06:07.717-07:00Osmanlı TarihiMetin Yücedenhttp://www.blogger.com/profile/07508638181268570498noreply@blogger.comBlogger49125tag:blogger.com,1999:blog-7265989826837817699.post-39669379158097031002008-10-05T06:13:00.000-07:002008-10-05T06:14:49.163-07:00OSMANLI TARIHI KRONOLOJISI<strong><span style="font-size:85%;">OSMANLI TARIHI KRONOLOJISI<br /><br />1299-1924<br /><br />1299-1300<br />Osmanlı tarihinin başlaması<br /><br />1299<br />İlk müzik olayı (Selçuklu sultanınca Osman Bey'e Beylik alameti olarak gönderilen tabl-u alem (davul ve sancak)<br /><br />1302<br />Osman Gazi'nin Koyunhisarı Zaferi<br /><br />1302<br />III. Alaeddin Keykubad'ın ölümü<br /><br />1312<br />Mevlevilik tarikatını kuran Sultan Veled'in ölümü<br /><br />1317<br />Gülşehri'nin, kendisinden sonraki tercümelere öncülük eden Mantıku't-tayr'ı Ferideddin el-Attar'ın aynı adlı eserini tercüme etmesi<br /><br />1320<br />Türk edebiyatında bilinen ilk divana sahip Yunus Emre'nin ölümü<br /><br />1324<br />Orhan Gazi'nin tahta geçişi<br /><br />1326<br />Bursa'nın fethi<br /><br />1330<br />Aşık Paşa'nın Garib-name'yi telif tarihi<br /><br />1331<br />İznik'in fethi<br /><br />1331<br />İlk Osmanlı medresesinin İznik'te Orhan Gazi tarafından kurulması<br /><br />1334<br />Karesi Beyliği'nin ilhakı<br /><br />1337<br />Kocaeli bölgesinin alınışı<br /><br />1346<br />Orhan Gazi'nin Kantakuzenos'un kızı ile evliliği ve Bizans ile ittifakı<br /><br />1349-1352<br />Bizans'a yardım için Süleyman Paşa'nın Rumeli'ye geçişi ve Çimpi Kalesinin üs olarak alınışı<br /><br />1350<br />Davud B. Mahmud el-Kayseri'nin ölümü<br /><br />1352<br />Osmanlılar'ın Cenevizliler'e Osmanlı topraklarında serbest ticaret yapma imtiyazı vermeleri<br /><br />1354<br />Gelibolu'nun fethi<br /><br />1361<br />İlk müzikli spor gösterisi (Edirne Kırkpınar yağlı güreşleri)<br /><br />1362<br />Orhan Gazi'nin vefatı ve I. Murat'ın tahta çıkışı<br /><br />1362<br />Kadıaskerliğin teşkili<br /><br />1363<br />Pençik Kanununun çıkışı<br /><br />1366<br />Gelibolu'nun elden çıkışı<br /><br />1371<br />Çirmen Zaferi<br /><br />1376<br />Bulgar Krallığı'nın Osmanlı hakimiyetini kabulü<br /><br />1377<br />Gelibolu'nun Osmanlılar'a iadesi<br /><br />1385-1386<br />Niş ve Sofya'nın alınışı<br /><br />1388<br />Ploşnik bozgunu ve Balkan ittifakının teşekkülü<br /><br />1389<br />I. Kosova Zaferi<br /><br />1389<br />I. Murat'ın şehadeti, Yıldırım Bayezid'in tahta cülusu<br /><br />1390<br />Aydın-Saruhan-Germiyan-Menteşe beyliklerinin ilhakı<br /><br />1390<br />Karaman Seferi, Konya'nın muhasarası<br /><br />1390<br />Gelibolu tersanesi'nin inşası<br /><br />1391<br />İstanbul'un ilk muhasarası<br /><br />1393<br />Mahkeme Rüsumunun ilk ihdası<br /><br />1396<br />Niğbolu Zaferi<br /><br />1397-1398<br />Akçay Zaferi ve Karaman ülkesinin Osmanlı hakimiyetini kabulü<br /><br />1398<br />Kadı Burhaneddin'in ölümü.<br /><br />1398<br />Karadeniz beyliklerinin ilhakı<br /><br />1400<br />İlk musiki nazariyatı eseri (Kırşehirli Yusuf B. Nizameddin'in Kitabu'l Edvar'ı)<br /><br />1400<br />Bursa'da I. Bayezid tarafından Ulu Cami'nin yaptırılması; İlk Osmanlı Darü'ş-şifa'sının Yıldırım Bayezid tarafından inşa edilmesi<br /><br />1402<br />Ankara bozgunu ve Yıldırım Bayezid'in esareti<br /><br />1402-1413<br />Fetret Devri, iç karışıklıklar<br /><br />1409<br />Süleyman Çelebi tarafından Türk Edebiyatı'nda ilk mevlid örneği olan Vesiletü'n-Necat adlı eserin yazılışı; İlk besteli dini eser (Süleyman Çelebi'nin Mevlid'i)<br /><br />1411<br />Çelebi Mehmed'in tahta çıkışı<br /><br />1413<br />I. Mehmed'in duruma hakim olup devleti yeniden kuruşu<br /><br />1413<br />(Celaleddin Hızır) Hacı Paşa'nın ölümü<br /><br />1416<br />Osmanlı-Venedik Deniz Muhaberesi ve Sulhü, Şeyh Bedreddin isyanı<br /><br />1416<br />Macar Seferi<br /><br />1417<br />Avlonya'nın fethi<br /><br />1418<br />Makam teriminin ilk kullanılışı (A. Meragi'nin Makasıdu'l-elhan'ında)<br /><br />1418-1420<br />Samsun bölgesinin zaptı<br /><br />1419-1424<br />Bursa'da Hacı İvaz'a I. Mehmed tarafından Yeşil Külliye'nin yaptırılması<br /><br />1421<br />Çelebi Mehmed'in ölümü ve II. Murad'ın cülusu<br /><br />1421-1451<br />İlk resmi musiki çevresi (II. Murad Sarayı)<br /><br />1422<br />Mustafa Çelebi'nin (Düzme) bertarafı<br /><br />1425<br />Molla Fenarı'nın ilk Şeyhülislam olarak tayini<br /><br />1425-1426<br />İzmir Beyi Cüneyd'in idamı<br /><br />1425-1426<br />Teke Beyliği'nin intikali<br /><br />1427-1428<br />Germiyan Beyliği'nin intikali<br /><br />1429<br />Manyasoğlu Murad tarafından Türk edebiyatında Seyf Serayi'den sonra Anadolu Türk edebiyatı sahasında ilk Gülistan tercümesinin yapılışı<br /><br />1429<br />Şeyh Hamdullah'ın Amasya'da doğuşu<br /><br />1430<br />İlk iki Türkçe musiki kitabı (Hızır B. Abdullah'ın Edvar'ı ve Bedr-ı Dilşad'ın Muradname'sindeki musiki bölümü)<br /><br />1430<br />Selanik'in fethi<br /><br />1430-1431<br />Şemsüddin Muhammed B. Hamza el-Fenari'nin ölümü<br /><br />1431-1432<br />Kadızade, Salahaddin Musa b. el-Kadi Mahmud el-Bursavi el-Rumi'nin ölümü<br /><br />1432<br />Fatih Sultan Mehmed'in doğumu<br /><br />1434<br />Edirne'de II. Murad tarafından Muradiye Camii'nin yaptırılması<br /><br />1436<br />Muiniddin B. Mustafa tarafından II. Murad'ın isteğiyle ilk Mesnevi tercümesi olan Mesnevi-i Muradiyye adlı eserin yazılışı<br /><br />1437<br />Ömer bin Mezid tarafından ilk nazire mecmuasının derlenişi<br /><br />1439<br />Semendire'nin alınışı<br /><br />1440<br />Osmanlı musiki çalgıları üzerine ilk notlar (Ahmedoğlu Şükrullah)<br /><br />1440<br />Başarısız Belgrad kuşatması<br /><br />1444<br />Segedin Sulhü<br /><br />1444<br />II. Murat'ın tahttan çekilişi, II. Mehmed'in cülusu ve Varna zaferi<br /><br />1445<br />II. Mehmed'in tahttan çekilişi ve II. Murad'ın ikinci defa cülusu<br /><br />1447<br />Edirne'de II. Murad tarafından Üç Şerefeli Camii'nin yaptırılması<br /><br />1448<br />II. Kosova Zaferi<br /><br />1451<br />II. Murad'ın ölümü ve II. Mehmed'in ikinci defa cülusu<br /><br />1451-1512<br />Geçiş devri. Fatih Sultan Mehmed ve II. Bayezid devri<br /><br />1453<br />İstanbul'un fethi<br /><br />1453<br />Ayasofya'nın camiye çevrilmesi<br /><br />1454<br />İlk Devlet Musiki Okulu (Enderun'un müzik bölümü)<br /><br />1458-1460<br />Mora'nın ele geçirilişi<br /><br />1461<br />Trabzon Rum İmparatorluğu'nun sonu<br /><br />1461<br />Candaroğulları'nın ilhakı<br /><br />1463<br />Osmanlı-Venedik Savaşı'nın başlaması<br /><br />1463-1470<br />İstanbul'da Fatih Külliyesi'nin inşaası<br /><br />1466<br />II. Mehmed'in Arnavut seferi<br /><br />1468<br />Karamanoğulları'nın sonu<br /><br />1468<br />II. Mehmed tarafından İstanbul'da Topkapı Sarayı'nın tesisi<br /><br />1469<br />Ahmed Karahisarı'nın Afyonkarahisar'da doğuşu<br /><br />1470<br />Eğriboz'un alınışı<br /><br />1471<br />Fatih Külliyesinin açılışı<br /><br />1472<br />Topkapı Sarayının inşası<br /><br />1473<br />Otlukbeli Zaferi : Osmanlı Akkoyunlu mücadelesi<br /><br />1474<br />Ali Kuşçu'nun ölümü<br /><br />1475<br />Kırım'ın Osmanlı tabiiyetine girişi<br /><br />1476<br />Boğdan seferi ve zaferi<br /><br />1478<br />Fatih tarafından ilk altın paranın darbettirilmesi<br /><br />1478<br />Şerafeddin Sabuncuoğlu'nun ölümü<br /><br />1479<br />Osmanlı-Venedik Sulhü ile Fatih'in Venedikliler'e Trabzon ve Kefe'de ticaret yapma hakkı tanıyan ahidname vermesi<br /><br />1480<br />Otranto'ya çıkış ve başarısız Rodos kuşatması<br /><br />1480<br />Kadıaskerliğin Rumeli ve Anadolu olarak ikiye ayrılması<br /><br />1481<br />II. Mehmed'in vefatı ve II. Bayezid'in tahta çıkışı<br /><br />1481<br />100 dirhem gümüşten 400 akçe kesilmesi<br /><br />1481<br />Şeyh Hamdullah'ın İstanbul'a gelişi<br /><br />1482<br />Cem Sultan'ın mağlubiyeti, Rodos'a ilticası<br /><br />1483<br />Morova Seferi ve Hersek'in ilhakı<br /><br />1484<br />Boğdan Seferi<br /><br />1484<br />Kili ve Akkirman'ın fethi<br /><br />1484-1488<br />Edirne'de Hayreddin'in II. Bayezid'in Külliyesi'ni inşası<br /><br />1485<br />Osmanlı-Memlük mücadelesinin başlaması<br /><br />1485<br />Şeyh Hamdullah'ın aklam-ı sitte'de kendi üslubunu buluşu<br /><br />1486<br />Musiki ile tedavi yapan ilk devlet hastanesi (Edirne, II. Bayezid Külliyesi Şifahanesi)<br /><br />1488<br />Hocazade, Muslihiddin Mustafa B. Yusuf B. Salih el-Bursavi'nin ölümü<br /><br />1488<br />Sultan II. Bayezid tarafından Edirne'de Bayezid Darü'ş-şifası'nın yapımı<br /><br />1489<br />Memlüklere karşı toprak kaybı<br /><br />1491<br />Osmanlı-Memlük Barışı<br /><br />1492<br />Macar Seferi<br /><br />1492<br />İspanya'dan çıkarılan Yahudiler'in de Osmanlı Devleti'nin himayesine girmesi<br /><br />1494<br />Nakibüleşraflığın yeniden ve devamlı olarak teşkili<br /><br />1494<br />Çin bulutu motifinin tezhib'de ilk kullanılışı<br /><br />1495<br />Macarlarla mütareke, Cem Sultan'ın ölümü, Şehzade Süleyman'ın doğumu<br /><br />1497<br />İlk Rus elçisinin İstanbul'a gelişi<br /><br />1498<br />Lehistan Seferleri<br /><br />1499<br />Venedik Harbi<br /><br />1499<br />İnebahtı'nın alınışı<br /><br />1499<br />Preveze baskını<br /><br />15??<br />İlk mevlevi ayinleri (Pençgah, Dügah ve Hüseyni makamlarında üç beste-i kadim)<br /><br />1500<br />Modon, Navarin ve Koron'un alınışı<br /><br />1500-1505<br />İstanbul'da Yakub Şah B. Sultan Şah'ın II. Bayezid'in Külliyesi'ni inşası<br /><br />1502<br />Venedikle sulh<br /><br />1503<br />Anadolu sahasında ilk hamse sahibi Akşemseddinzade Hamdullah Hamdi'nin ölümü<br /><br />1505<br />Bayezid Külliyesi'nin açılışı<br /><br />1509<br />İstanbul'da kıyamet-ı suğra (küçük kıyamet) zelzelesi<br /><br />1511<br />Şahkulu Baba Tekeli isyanı, Şehzade Selim Hareketi<br /><br />1512<br />II. Bayezid'in tahttan çekilişi, I. Selim'in cülusu<br /><br />1512<br />Anadolu Türk edebiyatında ilk Şehrengiz örneğini yazan Mesihi'nin ölümü; Selim döneminden I. Ahmed dönemine kadar olan dönemi ihtiva eden devre.<br /><br />1514<br />Çaldıran Zaferi, Tebriz'e giriş<br /><br />1514<br />Şahkulu'nun Yavuz Sultan Selim'in Tebriz'i işgaliyle Amasya'ya sürgün gönderilişi<br /><br />1514<br />Çaldıran Zaferi, Tebriz'e giriş<br /><br />1516<br />Mısır Seferi ve Mercidabık Zaferi<br /><br />1517<br />Ridaniye Zaferi ve Kahire'ye giriş<br /><br />1517<br />Haremeyn'in himaye altına alınması<br /><br />1517<br />Haliç'te tersane yapımının tamamlanması<br /><br />1517<br />Piri Reis'in Mısır'da Sultan Selim'e ilk dünya haritasını sunması<br /><br />1519<br />Celali isyanı<br /><br />1519<br />Cezayir'in iltihakı<br /><br />1520<br />I. Selim'in vefatı, I. Süleyman'ın cülusu<br /><br />1520<br />Şeyh Hamdullah'ın İstanbul'da vefatı; Şahkulu'nun İstabul'a gelip Ehl-i Hiref teşkilatına girişi; Hattat Şeyh Hamdullah'ın vefatı<br /><br />1520-1550<br />Şahkulu'nun nakkaşhanede faaliyet göstermesi<br /><br />1521<br />Belgrad'ın fethi<br /><br />1521<br />Piri Reis'in Kitab-ı Bahriye adındaki eserini hazırlaması<br /><br />1522<br />Kanuni Sultan Süleyman'ın validesi, Yavuz Sultan Selim'in eşi Ayşe Hafsa Sultan tarafından Manisa'da bimaristan inşa edilmesi<br /><br />1522<br />Rodos adasının ilhakı<br /><br />1524<br />Mısır'da Hain Ahmed Paşa isyanı<br /><br />1524<br />Ahi Çelebi, Ahmed (Mehmed) Çelebi B. Kemal el-Tebrizi'nin ölümü<br /><br />1525<br />Yeniçeri isyanı<br /><br />1525<br />İlk Fransız elçisi İstanbul'da<br /><br />1525<br />Şeyhülislam Zembili Ali Efendi'nin ölümü<br /><br />1525<br />Mirim Çelebi, Mahmud B. Muhammed B. Muhammed B. Musa Kadızade'nin ölümü<br /><br />1526<br />Mohaç Zaferi<br /><br />1526<br />Ahmed Karahisari'nin İstanbul'da vefatı<br /><br />1527<br />Bosna'nın fethi'nin tamamlanması<br /><br />1528<br />Piri Reis'in Kanuni Sultan Süleyman'a ikinci dünya haritasını takdim etmesi<br /><br />1528<br />Nizameddin Abdülali B. Muhammed B. Hüseyin el-Bircendi'nin ölümü<br /><br />1529<br />Viyana kuşatması, Budin'in istirdadı, Barbaros'un Marsilya'ya çıkması<br /><br />1530-1540<br />Divan-ı Selimi'nin yazılması<br /><br />1530-1560<br />Nasuh'un tarihçi, hattat ve ressam olarak faaliyet göstermesi<br /><br />1530-1588<br />Sinan'ın imparatorluğun baş mimarı olarak faaliyet göstermesi<br /><br />1532<br />Alaman Seferi<br /><br />1533-1534<br />Barbaros'un Osmanlı hizmetine girişi ve Cezayir beylerbeyliğine tayini<br /><br />1534<br />Irakeyn seferinin açılışı, Tebriz'e ikinci defa giriş ve Bağdat'ın alınışı<br /><br />1534<br />Şeyhülislam İbn-i Kemal'in ölümü<br /><br />1536<br />Fransızlara kendi bayrakları ile Osmanlı limanlarında ticaret hakkı veren ahidname verilmesi<br /><br />1536<br />Veziriazam İbrahim Paşa'nın idamı<br /><br />1537<br />Körsof - Avlonya seferi<br /><br />1538<br />Preveze Zaferi<br /><br />1538<br />Hadım Süleyman Paşa'nın Hint Seferi<br /><br />1540<br />Venedik ahidnamesindeki Karadeniz'de ticaret imtiyazının kaldırılması<br /><br />1540-1560<br />Kara Memi'nin nakkaşhanede faaliyet göstermesi<br /><br />1541<br />Budin'in kati olarak ilhakı ve beylerbeyiği olması<br /><br />1543<br />Estergon'un ve İstolni Belgrad'ın fethi<br /><br />1543<br />Batı musikisiyle ilk resmi temas (I. François'nın Kanuni'ye gönderdiği saray orkestrası)<br /><br />1547<br />Osmanlı-Habsburg Sulhü<br /><br />1547<br />Avusturyalılar'a Osmanlı topraklarında emn ü aman üzere ticaret yapma hakkının tanınması<br /><br />1547<br />San'a'nın fethi<br /><br />1548<br />İkinci İran seferi<br /><br />1550<br />Süleymaniye Külliyesi'nin inşaası<br /><br />1551<br />Trablusgarb'ın fethi<br /><br />1552<br />Piri Reis'in Portekizlilere karşı seferi<br /><br />1553<br />Piri Reis'in ölümü<br /><br />1553-1554<br />Turgud Reis'in Akdeniz seferi<br /><br />1553-1554<br />Nahcıvan Seferi<br /><br />1555<br />İlk Osmanlı-İran antlaşması : Amasya Müsalahası<br /><br />1556<br />Şankulu'nun vefatı; Kara Memi'nin saray nakkaşhanesine Sernakkaş oluşu; Hattat Ahmed Karahisari'nin vefatı<br /><br />1557<br />Dokuzuncu Akdeniz seferi, Fas'ın fethi<br /><br />1557<br />Süleymaniye külliyesinin açılışı<br /><br />1558<br />Şakayık-ı Nu'maniye telifi<br /><br />1558<br />Arifi'nin Süleyman-name'sinin tamamlanması<br /><br />1559<br />Şehzade Bayezid ile Selim'in Konya Savaşı ve Bayezid'in yenilerek İran'a sığınması<br /><br />1560<br />Cerbe'nin alınışı<br /><br />1560-1600<br />Osman'ın Nakkaşhanede faaliyet göstermesi<br /><br />1561<br />Taşköprüzade'nin ölümü<br /><br />1562<br />Osmanlı-Habsburg Sulhü<br /><br />1563<br />Seydi Ali Reis, Ali B. Hüseyin el-Katibi'nin ölümü<br /><br />1565<br />Başarısız Malta kuşatması<br /><br />1565<br />100 dirhem gümüşten 450 akçe kesilmesi<br /><br />1566<br />Kanuni Sultan Süleyman'ın son seferi : Sigetvar ve Sultanın vefatı, II. Selim'in cülusu<br /><br />1567<br />Yemen isyanı<br /><br />1568<br />Davud el-Antaki'nin Tezkire adlı eserini telif etmesi<br /><br />1569<br />Astarhan seferi<br /><br />1569<br />Kaptan Kurdıoğlu Hızır Beyin Sumatra seferi<br /><br />1569-1595<br />Lokman'ın şehnameci olarak vazife görmesi<br /><br />1571<br />Kıbrıs fethinin ikmali<br /><br />1571<br />İnebahtı hezimeti<br /><br />1571<br />Mustafa B. Ali el-Muvakkit'in ölümü; Takiyyüddin'in müneccimbaşılığa tayin edilmesi<br /><br />1574<br />Buğday Zaferi<br /><br />1574<br />Tunus'un fethi<br /><br />1574<br />Selimiye'nin açılışı<br /><br />1574<br />II. Selim'in vefatı ve III. Murad'ın cülusu<br /><br />1575<br />Münşeat'üs-Selatın'in III. Murad'a takdimi<br /><br />1575<br />Edirne'de Sinan eliyle II. Selim için Selimiye Camii'nin inşası<br /><br />1577<br />Takiyüddin'in gözlemlerine 1577'de de kısmen tamamlanan Daru'r-Rasadü'l-Cedid'de (İstanbul Rasathanesi) devam etmesi<br /><br />1578<br />Osmanlı-İran Savaşı'nın başlaması<br /><br />1578<br />Fas'ta el-Kasrü'l-kebir Zaferi<br /><br />1578<br />Kafkaslarda hareket<br /><br />1580<br />İlk İngiliz ahidnamesinin verilişi<br /><br />22 Ocak 1580<br />İstanbul Rasadhanesi'nin yıktırılması<br /><br />18 Kasım 1583<br />Cizvitlerin Galata'daki Saint Benoit Kilisesi'ne yerleşerek burada St. Benoit mektebini açmaları<br /><br />1583<br />Meşale Zaferi<br /><br />1584-1588<br />Lokman'ın iki ciltlik Hüner-name'sinin tamamlanması<br /><br />1585<br />Tebriz'in alınışı<br /><br />1585<br />Takiyüddin el-Rasıd'ın ölümü<br /><br />1586<br />İlk Sikke tashihi<br /><br />1587<br />Gürcistan harekatı<br /><br />1588<br />Gence seferi<br /><br />1588<br />Resm-i tashih-i sikke konulması<br /><br />1588-1606<br />Bosnalı Mehmed'in saraydaki kuyumcuların (zergeran bölüğünün) başı olarak vazife görmesi<br /><br />1589<br />İkinci sikke tashihi<br /><br />1590<br />Osmanlı-İran Antlaşması<br /><br />1590<br />Yeniçerilerin et ihtiyaçlarını karşılamak üzere gümrük resmine "zarar-ı kassabiye" adıyla %1 oranında ilave yapılması<br /><br />1593<br />Osmanlı-Habsburg Savaşları<br /><br />1595<br />Estergon'un düşüşü<br /><br />1595<br />III.Murad'ın vefatı, III. Mehmed'in cülusu<br /><br />1596<br />Eğri Kalesi'nin alınışı ve Haçova Zaferi<br /><br />1598-1663<br />Davud ve Mehmed Ağalar tarafından İstanbul'da valide sultanlar için Yeni Camii'nin inşası<br /><br />1599<br />Osmanlı sarayında ilk Batı müziği aleti (Elizabeth I.'in IV. Mehmed'e gönderdiği org); Davud el-Antaki'nin ölümü<br /><br />1600<br />Sikke tashihi<br /><br />1601<br />Kanije Zaferi<br /><br />1601<br />İngiliz tüccarının ödeyeceği gümrük resminin %3'e indirileceğinin ahidnameye derci<br /><br />1603<br />Osmanı-İran Savaşı'nın başlaması<br /><br />1603<br />III. Mehmed'in vefatı, I. Ahmed'in cülusu<br /><br />1603-1703<br />I. Ahmed döneminden III. Ahmed dönemine kadar olan dönemi ihtiva eden devre<br /><br />1607<br />Asi Canbolatoğlu ve Maanoğlu'nun Oruç ovasında bozguna uğratılması<br /><br />1609-1610<br />Celali tenkili için Kuyucu Murad Paşa Anadolu'da<br /><br />1612<br />Osmanlı-İran Antlaşması<br /><br />1612<br />Hollandalılara ahidname verilmesi<br /><br />1613<br />Ömer B. Ahmed el-Ma'I el-Çulli'nin ölümü<br /><br />1614<br />Ali B. Veli B. Hamza el-Mağribi'nin ölümü<br /><br />1615<br />İran Savaşı'nın yeniden başlaması<br /><br />1615<br />Revan Seferi<br /><br />1617<br />I. Mustafa'nın cülusu<br /><br />1617<br />İstanbul'da Mehmed Ağa tarafından Sultan Ahmed Camii'nin inşası<br /><br />1618<br />I. Mustafa'nın hal'I ve II. Osman'ın cülusu<br /><br />1618<br />Sikke tashihi<br /><br />1621<br />II. Osman'ın Lehistan seferine çıkışı (Hotin seferi)<br /><br />1622<br />II. Osman'ın katli ve I. Mustafa'nın yeniden tahta çıkışı<br /><br />1623<br />I. Mustafa'nın tahttan indirilip IV. Murad'ın cülusu<br /><br />1624<br />Sikke tashihi<br /><br />1629<br />Cizvitler tarafından, 1629'da İstanbul'da "Saint Georges" Fransız okulu ile yine "St. Louis Dil Oğlanlar Mektebi"nin kurulması<br /><br />1634<br />İlk Şeyhülislam katli (Ahizade Hüseyin Efendi)<br /><br />1635<br />IV. Murad'ın Revan seferine çıkışı<br /><br />1638<br />Bağdat Seferi ve Bağdat'ın alınışı<br /><br />1638<br />Hekimbaşı Emir Çelebi'nin ölümü<br /><br />1639<br />Osmanlı-İran sulhü : Kasrışirin Antlaşması<br /><br />1640<br />IV. Murad'ın ölümü, İbrahim'in tahta çıkışı, sikke tashihi<br /><br />1642<br />Hafız Osman'ın İstanbul'da doğuşu<br /><br />1642-1698<br />Hattat Hafız Osman<br /><br />1645<br />Girit seferinin açılışı, Hanya'nın alınışı<br /><br />1648<br />İbrahim'in hal'ı, IV. Mehmed'in cülusu<br /><br />1648<br />Kandiye kuşatması<br /><br />1650<br />Osmanlı musikisi eserlerinin ilk notalı tesbiti (Ali Ufki'nin eseri)<br /><br />1656<br />Çanakkale Boğazı'nın Venedik ablukası altına alınması<br /><br />1656<br />Çınar Vak'ası<br /><br />1656<br />Köprülüler devrinin başlaması<br /><br />1658<br />Katip Çelebi'nin ölümü<br /><br />1660<br />Varad Kalesi'nin alınışı<br /><br />1663<br />Uyvar seferi, Uyvar'ın fethi<br /><br />1664<br />St. Gotthard bozgunu ve Vasvar Antlaşması<br /><br />1666<br />Türk Divan edebiyatında sebk-ı Hindi'nin öncülerinden Naili'nin ölümü<br /><br />1669<br />Kandiye'nin alınışı, Girit'in tamamıyla Osmanlı hakimiyetine girişi<br /><br />1670<br />Hekimbaşı Salih B. Nasrullah B. Sellüm'ün ölümü<br /><br />1672<br />Lehistan seferi, Kamaniçe'nin alınışı<br /><br />1672<br />Bucaş Antlaşması<br /><br />1673<br />Fransız tüccarının ödediği gümrük resminin %3'e indirilmesi<br /><br />1676<br />Osmanlı-Lehistan sulhü : Zorawna Antlaşması<br /><br />1678<br />Ukrayna'da Çehrin seferi<br /><br />1678<br />Hafız Osman'ın kendi üslubunu gerçekleştirmesi<br /><br />1680<br />Mehter etkisinde ilk Batı müziği eseri (N. A. Strungk'un Esther operası)<br /><br />1682<br />Osmanlı-Rus Antlaşması<br /><br />1682<br />Seyahatname'nin yazarı Evliya Çelebi'nin ölümü<br /><br />1683<br />II. Viyana kuşatması ve büyük bozgun<br /><br />1683<br />Ebu Abdullah Muhammed b. Süleyman el-Fasi b. Tahir; el-Rıdvani'nin ölümü<br /><br />1685<br />Uyvar'ın elden çıkışı<br /><br />1685<br />Saraydaki altın ve gümüşten sikke basımı<br /><br />1686<br />Budin'in düşüşü<br /><br />1687<br />IV. Mehmed'in tahttan indirilmesi, II. Süleyman'ın cülusu<br /><br />1687<br />Eğri kalesinin düşüşü<br /><br />1687<br />Bir akçe itibarı değerli "mankur" un piyasaya çıkarılması<br /><br />1688<br />Belgrad'ın elden çıkışı<br /><br />1690<br />Kanije kalesinin düşüşü<br /><br />1690<br />Belgrad'ın geri alınışı<br /><br />1690<br />Fransızların Mısır'da ödediği gümrük resminin %3 olarak tesbiti<br /><br />1691<br />Ebu Bekr Behram b. Abdullah el-Dımaski'nin ölümü<br /><br />1691<br />II. Ahmed'in tahta çıkışı<br /><br />1691<br />Salankamen bozgunu<br /><br />1691<br />Enflasyonu körüklediği için mankur darbının yasaklanması<br /><br />1695<br />II. Ahmed'in ölümü<br /><br />1695<br />II. Mustafa'nın cülusu, Malikane sisteminin uygulanmaya başlanması<br /><br />1697<br />Zenta bozgunu<br /><br />1698<br />Şehremini Baruthanesi yangını<br /><br />1698<br />Hafız Osman'ın İstanbul'da vefatı<br /><br />1699<br />Karlofça Antlaşmasının imzalanması<br /><br />1700<br />Ruslar'la İstanbul Antlaşması'nın imzalanması<br /><br />1702<br />İskender Çelebi Bahçesi'ndeki (bugünkü Ataköy) yeni baruthanenin faaliyete geçmesi<br /><br />1702<br />Müneccimbaşı Ahmed Dede b. Lütfullah'ın ölümü<br /><br />1702<br />İstanbul çuka imalathanesinin faaliyetinin durdurulması<br /><br />1703<br />Edirne Vak'ası<br /><br />1703<br />III. Ahmed'in tahta çıkışı<br /><br />1703<br />"Tuğralı" altın paranın piyasaya çıkarılması<br /><br />1708<br />İstanbul'da Selanikli ustaların çalıştığı çuka imalathanesinin kurulması<br /><br />1709<br />Tersane içinde bir "lengerhane" yapımı<br /><br />1711<br />Prut Zaferi ve Barışı<br /><br />1711<br />Rıdvan b. Abdullah el-Razzaz el-Feleke'nin ölümü<br /><br />1713<br />"Zincir" altının çıkarılması<br /><br />1715<br />Venedik'e savaş açılması ve Mora Seferi<br /><br />1716<br />Osmanlı-Avusturya Savaşı, Varadin bozgunu, Temaşvar'ın elden çıkışı<br /><br />1716<br />"Fındık" altınının piyasaya çıkarılması<br /><br />1718<br />Pasarofça Antlaşması<br /><br />1718<br />Valilerin sefer masraflarını karşılamak üzere "imdadiyye-i seferiyye" toplamalarının kabulü<br /><br />1718-1730<br />İlk bestekarlar antolojisi (Şeyhülislam Es'ad Efendi'nin Nevşehirli İbrahim Paşa'ya sunduğu Atrabu'l Asar'ı)<br /><br />1720<br />İstanbul'da devlet tarafından bir ipekli imalathanesinin kurulması<br /><br />1720<br />Batıya hediye gönderilen ilk mehter takımı (III. Ahmed tarafından Lehistan'a)<br /><br />1720<br />III. Ahmed için tasvirleri Levni tarafından yapılan Surname-i Vehbi<br /><br />1721<br />Çelebi Mehmed Efendi'nin sefaret vazifesiyle Fransa'ya gidişi<br /><br />1723<br />İran seferinin üç cepheli olarak açılışı<br /><br />1724-1725<br />Azerbaycan harekatı, Tebriz ve Cence'nin alınışı<br /><br />1726<br />İbrahim Müteferikka tarafından ilk Türk matbaasının kuruluşu<br /><br />1727-1839<br />Türk matbaasının kuruluşu ve yeni unsurlar devresi<br /><br />1729<br />"Zer-i mahbub" adıyla yeni bir altının piyasaya sürülmesi<br /><br />1729<br />Cevheri'nin Lügat-ı Sıhah'ının Vankulu tarafından yapılan tercümesinin matbaada basılan ilk kitap olması<br /><br />1730<br />Yanyalı Mehmed Esad b. Ali b. Osman'ın ölümü<br /><br />1730<br />Patrona Halil isyanı, III. Ahmed'in hal'i, I. Mahmud'un cülusu<br /><br />1732<br />Osmanlı-İran barışı<br /><br />1733<br />İran Savaşı'nın hızlanması, Nadir Şah'ın başarıları<br /><br />1733<br />Kefe Mukataası'nın İstanbul Mukataası Kalemi ile birleştirilmesi<br /><br />1735<br />Bonneval Ahmed Paşa (Comte de Bonneval) nezaretinde Humbaracı Ocağı'nın kurulması<br /><br />1736<br />Osmanlı-Avusturya-Rus Savaşları<br /><br />1736<br />Abdullah b. Ebi Bekr b. Süleyman el-Maraşi'nin ölümü<br /><br />1739<br />Belgrad Antlaşması<br /><br />1739<br />Rus tüccarlarına Karadeniz hariç olmak üzere, Osmanlı suları ve topraklarında ticaret hakkı tanınması<br /><br />1742<br />Ömer Şifai'nin ölümü<br /><br />1743<br />Osmanlı-İran Savaşı'nın yeniden hızlanması<br /><br />1745<br />Matbaanın kurucusu İbrahim Müteferrika'nın ölümü<br /><br />1746<br />Osmanlı-İran barışı<br /><br />1747<br />Humbaracıbaşı Bonneval Ahmed Paşa'nın ölümü<br /><br />1748<br />Avlonya ve Eğriboz mukataalarının Bursa Mukataası Kalemi'ne katılması<br /><br />1748-1755<br />İstanbul'da I. Mahmud ve III. Osman tarafından Nuruosmaniye Camii'nin inşa ettirilmesi<br /><br />1751<br />Osmanlı musikisi üzerine Batıda yazılan ilk eser (Charles Fonton'un Essai…'si)<br /><br />1754<br />I. Mahmud'un ölümü, III. Osman'ın cülusu<br /><br />1757<br />III. Osman'ın ölümü, III. Mustafa'nın cülusu<br /><br />1757-1758<br />Haremeyn mukataalarının satış ve iltizam işlerinin defterdar tarafından yürütülmeye başlanması<br /><br />1758<br />Mustafa Rakım'ın Ünye'de doğuşu<br /><br />1760 (1173)<br />Abbas Vesim Efendi b. Abdurrahman b. Abdullah'ın ölümü<br /><br />1766<br />Haremeyn mukataalarının darphanece idare olunmaya başlanması<br /><br />1768<br />Osmanlı-Rus Savaşı'nın başlaması<br /><br />1770<br />Rus filosunun İngilizler'in yardımıyla Akdeniz'e girmesi<br /><br />1770-1776<br />Fransız Subayı Baron de Tatt'un İstanbul'da bulunması<br /><br />1771<br />Kırım'ın işgali<br /><br />1772<br />Tersane yakınlarında Topçu Mektebi'nin kurulması<br /><br />1773<br />Mühendishane-i Bahri-i Hümayun'un kuruluşu<br /><br />1773-1774<br />Darphanenin Hazine-i Amire'nin yedeği vazifesini görmeye başlaması<br /><br />1774<br />Avrupa tarzında teşkil edilmiş olan Sürat Topçuları Ocağı'nın kurulması; Bedreddin Hasan b. Burhaneddin İbrahim el-Ceberti'nin ölümü<br /><br />1774<br />Sür'at Topçuları Ocağı'nın kurulması<br /><br />21 Temmuz 1774<br />Küçük Kaynarca Antlaşması ve Ruslar'a Karadeniz'de seyrüsefer hakkı tanınması<br /><br />29 Nisan 1775<br />Tersane ambarlarında bir odada "Hendese Odası" nın kurulması<br /><br />1776<br />Mühendishane-i Bahri-i Hümayun'un açılışı; Boğdan Prensi Alexandır İspilanti Bey'in Bükreş ve Yaş'ta Rum Ortodoks cemaatinde yeni tarz eğitimin ilk adımları atması; Hendese odasına nizam verilmesi<br /><br />10 Mart 1779<br />Aynalıkavak Tenkihnamesi<br /><br />1780<br />Mehmed Esad Yesari'nin ta'lik hattında Osmanlı üslubunu buluşu<br /><br />1781<br />Hendese odasının Mühandishane olarak isimlendirilmesi<br /><br />1783<br />Rusya'nın Kırım'ı ilhakı<br /><br />1784<br />Avusturyalılar'a Karadeniz'de seyrüsefer hakkı verilmesi<br /><br />1784<br />Fransız Lafitte-Clave ve Monnier'in Tersane'deki mühendishanede istihkam dersleri vermeleri<br /><br />8 Ocak 1784<br />Osmanlı Devleti'nin Rusya'nın Kırım'ı ilhakını bir "sened" ile resmen tanıması<br /><br />1787-1788<br />İstanbul'da bulunan Fransız uzmanların ve subayların tamamen ülkelerine dönmeleri<br /><br />17 Ağustos 1787<br />Osmanlı-Rus Savaşı'nın ilanı<br /><br />9 Şubat 1788<br />Rusya'nın müttefiki sıfatıyla Avusturya'nın da savaşa girmesi<br /><br />1789<br />Kıymetli maden işlenmesinin yasaklanması ve neticesiz dış istikraz teşebbüsü<br /><br />Ocak 1789<br />Özi Kalesi'nin Ruslar tarafından zaptı<br /><br />7 Mayıs 1789<br />I. Abdülhamid'in ölümü ve III. Selim'in tahta çıkması<br /><br />11 Temmuz 1789<br />Osmanlı-İsveç ittifakı<br /><br />1790<br />İlk resmi Ermeni mektebinin Kumkapı'da açılması; Gelenbevi, İsmail b. Mustafa b. Mahmud'un ölümü<br /><br />31 Ocak 1790<br />Osmanlı-Prusya ittifakı<br /><br />27 Temmuz 1790<br />Avusturya'nın Prusya tarafından barışa zorlanması. Reichenbach Konvansiyonu<br /><br />18 Eylül 1790<br />Yergöğü Mütarekesi<br /><br />Ekim - Kasım 1790<br />Kili ve İsmail kalelerinin Rusya tarafından zaptı<br /><br />1791-1799<br />Mevlevi ayininde piyano (!) (Galata Mevlevihanesi, Şeyh Galib/III. Selim zamanı)<br /><br />4 Ağustos 1791<br />Avusturya ve Osmanlı Devleti arasındaki son savaşın bitirilmesi. Ziştovi Antlaşması<br /><br />11 Ağustos 1791<br />Rus Savaşı'nın sonu. Kalas Mütarekesi<br /><br />1792<br />Nizam-ı Cedid hareketinin başlaması<br /><br />1792<br />III. Selim devrinde 100'lük guruş basılması<br /><br />10 Ocak 1792<br />Kırım'ın Rusya'ya bırakılması<br /><br />10 Ocak 1792<br />Yaş Antlaşması<br /><br />1793<br />Daimi elçiliklerin ıslahı ve Londra, Paris ve Viyana'da daimi elçilik ihdası<br /><br />1793<br />Nizam-ı Cedid Ordusu'nun Kuruluşu<br /><br />1793<br />Hasköy'de Humbaracı ve Lağımcı Ocağı kışlasında Mühendishane-i Cedide'nin açılması; Fazıl Hüseyin'in III. Selim'in sarayında hazırladığı Huban-name ve Zenannamesi'nin resimli bir nüshası<br /><br />1793<br />Zahire Nezareti'nin kurulması<br /><br />1793-1794<br />Baruthane-i Amire'de İngiliz perdahı barut imaline başlanması<br /><br />1794<br />Halkalı'da yapılan Azadlu Baruthanesi'nin faaliyete geçmesi<br /><br />1795<br />Lehistan'ın Avrupa haritasından silinmesi<br /><br />1795<br />Mühendishane-i Berr-i Hümayun'un açılışı; Kara Mühendishanesi binasının inşası; Osmanlı sarayında ilk yabancı bando (Napolyon'un III. Selim'e gönderdiği)<br /><br />1795<br />Zahire Hazinesi'nin kurulması<br /><br />1797<br />Mühendishane'de açılan Matbaanın faaliyete geçmesi<br /><br />1797<br />Paris, Viyana ve Berlin'de daimi elçilikler ihdası<br /><br />1797<br />Pazvandoğlu isyanı<br /><br />1797<br />Rumeli'de dağlı eşkiya hareketleri ve isyanları<br /><br />17 Eylül 1797<br />Venedik Devleti'nin ortadan kaldırılması<br /><br />1798<br />Mehmed Es'ad Yesari'nin İstanbul'da vefatı<br /><br />3 Ocak 1798<br />Fransa'ya karşı Osmanlı-Rus ittifakı<br /><br />1 Temmuz 1798<br />Fransa'nın Mısır'a saldırması<br /><br />3 Eylül 1798<br />Fransa'ya savaş ilanı<br /><br />1799<br />Neticesiz dış istikraz teşebbüsü<br /><br />5 Ocak 1799<br />Fransa'ya karşı İngiltere ile ittifak<br /><br />Şubat 1799<br />Napolyon'un El-Ariş ve Gazze'yi ele geçirmesi<br /><br />Mayıs 1799<br />Napolyon'un Akka'da Cezzar Ahmed Paşa tarafından mağlup edilmesi<br /><br />Ağustos 1799<br />Napolyon'un Fransa'ya dönmesi, Mısır'ın işgalinin devamı<br /><br />1800<br />Takvimlerin Jacques Cassini Zicine göre hazırlanmaya başlaması<br /><br />Mart 1800<br />Rus ve Osmanlı kuvvetlerinin Yedi Ada Cumhuriyeti'ni kurmaları<br /><br />1801<br />Kara Mühendishanesi hocalığına Hüseyin Rıfkı Tamani'nin getirilmesi; Gevrekzade Hafız Hasan Efendi'nin ölümü<br /><br />Ağustos 1801<br />Mısır'ın tahliyesine dair mütareke<br /><br />1802<br />Fransız ve İngiliz gemilerinin kendi bayrakları altında Karadeniz'e çıkmalarına müsaade edilmesi<br /><br />1802<br />Avrupa ile ticaret yapan Osmanlı gayri müslim tüccarına Avrupa devletleri tüccarı statüsünün tanınmasıyla "Avrupa tüccarı" denilen sınıfın ortaya çıkması<br /><br />25 Haziran 1802<br />Paris Antlaşması. Fransa ile barış<br /><br />1803<br />"Ayvalık İkonomos Akademisi'nin kurulması; "Kuruçeşme Rum Mektebi (Helleno Philosophical School)"nin kurulması<br /><br />Şubat 1804<br />Sırp isyanlarının başlaması<br /><br />1805<br />Avrupa tarzında ilk hastane'nin Kasımpaşa'daki Tersane-I Amire'de açılması<br /><br />1805<br />Osmanlı Devleti'nin Napolyon'un "İmparator" unvanını tanıması<br /><br />1805<br />Tersane Hazinesi'nin kurulması<br /><br />1805<br />Beykoz Çuka ve Kağıt Fabrikası'nın faaliyete geçmesi<br /><br />Temmuz 1805<br />Mehmed Ali Paşa'nın Mısır'a vali olarak tayini<br /><br />1806<br />Nizam-ı Cedid'in başarısızlığı ve gerilemesi. İkinci Edirne Vak'ası<br /><br />1806<br />Osmanlı-Rus Savaşı<br /><br />1806<br />III. Selim'in Mühendishan-i Berri-i Hümayun kanunnamesi<br /><br />Ocak 1806<br />Tersane Tıbbiyesi'nin kurulması<br /><br />Ekim 1806<br />Memleketeyn 'in Rusya tarafından işgal edilmesi<br /><br />1807<br />Vehhabi isyanının had safhaya varması. Haccın engellenmesi<br /><br />20 Şubat 1807<br />İngiltere'nin Rusya'nın yanında Osmanlı savaşına iştiraki ve İngiliz filosunun İstanbul önlerine gelmesi<br /><br />Mart - Eylül 1807<br />İngiliz filosunun İskenderiye'ye saldırması ve Mehmed Ali tarafından mağlup edilmesi<br /><br />25 Mayıs 1807<br />Nizam-ı Cedid'e karşı ayaklanma<br /><br />29 Mayıs 1807<br />III. Selim'in tahttan indirilmesi ve Nizam-ı Cedid'in ilgası<br /><br />29 Mayıs 1807 - 28 Temmuz 1808<br />IV. Mustafa devri. Siyasi istikrarsızlıklar ve darbeler<br /><br />1808<br />Mustafa Rakım'ın celi sülüs ve tuğra'ya yeni üslubunu getirişi<br /><br />28 Temmuz 1808<br />Alemdar Mustafa Paşa'nın müdahalesi, IV. Mustafa'nın tahttan indirilmesi, III. Selim'in katli, II. Mahmud'un tahta çıkması<br /><br />28 Temmuz 1808 - 16 Kasım 1808<br />Alemdar'ın kısa süren sadareti<br /><br />29 Eylül 1808<br />Sened-i İttifak : Devletin ayanlarla uzlaşması<br /><br />15-16 Kasım 1808<br />Yeniçeri Ayaklanması : Alemdarın Sonu<br /><br />5 Ocak 1809<br />İngiltere ile süren savaşın sonu : Kal'a-i Sultaniyye Antlaşması<br /><br />1810<br />II. Mahmud devrinde beşlik "cihadiyye"lerin basılması<br /><br />1810<br />İzmir Jimnasium'unun kurulması; Yesarizade Mustafa İzzet'in ta'lik'e son şeklini verişi<br /><br />1812<br />Vehhabi ayaklanmasının Mehmed Ali Paşa tarafından bastırılması<br /><br />1812<br />Fransız postalarının ilk kuruluşu<br /><br />28 Mayıs 1812<br />Rus Savaşı'nın sonu : Bükreş Antlaşması, Sırbistan'a özerklik verilmesi<br /><br />1816<br />Miloş Obronoviç'in "başknez" olarak tanınması ve Sırbistan'ın özerliğinin temini<br /><br />1817<br />Hüseyin Rıfkı Tamani'nin ölümü<br /><br />Şubat - Mart 1821<br />Eflak ve Mora'da Rum isyanlarının başlaması<br /><br />1823<br />Avrupa ile ticaretin Türk gemileriyle yapılmasına teşebbüs edilmesi<br /><br />1824<br />Rum ayaklanmasını bastırmak üzere Mısır kuvvetlerinin çağrılması<br /><br />1824<br />Fatih Külliyesindeki Darü'ş-Şifa'nın yıkılması; Sultan II. Mahmud'un Talim-i sıbyan adı ile ferman yayınlaması; St. Pierre mektebinin kurulması<br /><br />1826<br />İhtisab müessesesinin düzenlenmesi<br /><br />1826<br />Şinasi'nin doğumu; Mustafa Rakım'ın İstanbul'da vefatı; Ermeni ustalara Nakkaşlık hakkının verilmesi<br /><br />14 Haziran 1826<br />Yeniçeri Ocağı'nın ortadan kaldırılması, Asakir-i Mansure-i Muhammediyye'nin kurulması<br /><br />7 Ekim 1826<br />Rusya ile Akkerman Antlaşması'nın akdi<br /><br />1827<br />Osmanlılar'ın İngiliz yapısı ilk buharlı gemiye sahip olmaları<br /><br />1827<br />Tıphane-i Amire'nin kurulması; İlk "Marş-ı Sultani" bestesi (G. Donizetti, II. Mahmud'a)<br /><br />1827<br />Mukataa Hazinesi'nin Hazine-i Amire'den ayrılması<br /><br />4 Nisan 1827<br />İngiltere ile Rusya arasında Yunanistan'ın bağımsızlığına dair Petersburg Protokolü<br /><br />Temmuz 1827<br />Mısır kuvvetlerinin Rum isyanını bastırmaları, Atina'nın teslimi<br /><br />20 Kasım 1827<br />Navarin saldırısı : Osmanlı-Mısır donanmasının yakılması<br /><br />26 Nisan 1828<br />Rusya'nın savaş ilan etmesi<br /><br />1829<br />Ziya Paşa'nın doğumu; Mahmud Celaleddin'in İstanbul'da vefatı; Şevki Efendi'nin İstanbul'da doğuşu<br /><br />1829<br />Deli Teşkilatının kaldırılması<br /><br />14 Eylül 1829<br />Edirne Barışı : Yunanistan'ın bağımsızlığı<br /><br />1830<br />Mühendishane-i Bahri'nin Heybeliada'daki kışlaya taşınması; İshak Efendi'nin Mühendishane başhocalığına getirilmesi; Avrupa'ya talebe gönderilmeye başlanması<br /><br />1830<br />Tiftik keçisinin Güney Afrika'da yetiştirilmeye başlanması<br /><br />1830<br />Katolik ermeni cemaatinin ve kilisesinin resmen tanınması<br /><br />1830-1831<br />Nüfus sayımları<br /><br />5 Temmuz 1830<br />Fransızlar'ın Cezayir'e saldırmaları ve ele geçirmeleri<br /><br />1831<br />İlk saray konservatuarı (Mızıka-i Hümayun ve Saray Harem Orkestrası)<br /><br />1831<br />Timarların kaldırılması (müessese sembolik olarak daha uzun süre devam etti)<br /><br />1831-1834<br />İshak Efendi'nin dört ciltilik Mecmua-i Ulum-ı Riyaziye adlı eserinin basılması<br /><br />1 Kasım 1831<br />İlk gazete Takvim-i Vekayi'nin neşri<br /><br />1832<br />Tıphane-i Amire'nin Şehzadebaşı'ndan Cerrahhane'nin bulunduğu binaya nakledilmesi<br /><br />1832<br />Memuriyette, ilmiyye ve mülkiyyede rütbelerin yatayına eşitlenip derece ve elkabın (titulature) tesbiti<br /><br />1832<br />Mısır Valisi Mehmed Ali Paşa'nın isyanı<br /><br />1832<br />İstanbul-İzmit "posta yolu" nun yapımı<br /><br />1832<br />İngiliz postalarının kuruluşu<br /><br />29 Ocak 1832<br />Topkapı Sarayı'na bitişik Gülhane bahçesinde mevcut binalarda Cerrahhane-i Amire'nin açılması<br /><br />12 Aralık 1832<br />Mısır kuvvetlerinin Konya'da Osmanlı ordusunu yenmeleri<br /><br />1833<br />Feshanenin kuruluşu<br /><br />2 Şubat 1833<br />Mısır kuvvetlerinin Kütahya'ya kadar ilerlemeleri<br /><br />5 Nisan 1833<br />Rus kuvvetlerinin yardım amacı ile Beykoz'a asker çıkartmaları ve Rus filosunun İstanbul'a gelmesi<br /><br />Mayıs 1833<br />Mehmed Ali'nin uzlaşmaya zorlanması : Kütahya Sözleşmesi<br /><br />8 Temmuz 1833<br />Mehmed Ali Paşaya karşı Osmanlı-Rus ittifakı : Hünkar İskelesi Antlaşması, Boğazlar'ın diğer devletlere kapatılması<br /><br />18 Eylül 1833<br />Münchengraetz Antlaşması<br /><br />1834<br />Maçka Kışlası'nda, Mekteb-i Harbiye'nin kurulması<br /><br />1834<br />Mukataat Hazinesi'nin isminin "Mansure Hazinesi" olarak değiştirilmesi<br /><br />1835<br />Hazine-i Amire ile darphanenin birleştirilmesi<br /><br />1835-1845<br />İlk halk konserleri [Tanburi Aleksan Efendi (1815-1864) İstanbul Süleymanpaşa Hanı'ndaki kahvede]<br /><br />1836<br />Başhoca İshak Efendi'nin ölümü<br /><br />1836<br />İslimye Çuka Fabrikası'nın devlet tarafından işletilmeye başlanması<br /><br />1836<br />Başhoca İshak Efendi'nin ölümü<br /><br />1836<br />İslimye Çuka Fabrikası'nın devlet tarafından işletilmeye başlanması<br /><br />11 Mart 1836<br />Umur-ı Hariciye Nezareti'nin kurulması (hatt-ı hümayun tarihi 23 Zilkaade 1251)<br /><br />26 Kasım 1837<br />Osmanlı yapımı "Eser-i Hayr" adlı buharlı geminin denize indirilmesi<br /><br />1838<br />Mekteb-i Adli'nin açılması; Üsküdar'da Cemaran adlı Ermeni yatılı yüksek okulunun kurulması; Müderrishane-i Bahri'nin Tersane'deki yeni binasına nakledilmesi; Sultan II. Mahmud'un ilk öğretim alanında yeni bir teşebbüse girişmesi; Sami Efendi'nin İstanbul'da doğuşu<br /><br />1838<br />Maliye Nezareti'nin kurulması ve Hazine-i Amire'nin darphaneden ayrılıp Mansure Hazinesi'yle birleştirilmesi<br /><br />1838<br />Defterdarlığın Maliye Nazırlığı'na çevrilmesi<br /><br />24 Mart 1838<br />Meclis-i Vala-yı Ahkam-ı Adliyyenin kurulması<br /><br />16 Ağustos 1838<br />İngiliz tüccarına geniş imkanlar tanıyan Balta Limanı Ticaret Muahedesi'nin imzalanması. Bu muahede ile gümrük resmi oranının ihracatta %12, ithalatta %5 olarak tesbiti<br /><br />1839<br />"Kaime-i mutebere-i nakdiyye"nin çıkarılması<br /><br />1839<br />Ali Süavi'nin doğumu; Mekatib-i Rüşdiye Nezareti'nin kurulması; Mekteb-i Tıbbiye'nin Galatasaray'daki yeni binasına taşınması ve mektebin adının Mekteb-i Tıbbiye-i Adliye-i Şahane olarak değiştirilmesi; Mekteb-i Ulum-ı Edebiye'nin açılması; Notre Dame de Sion Kız Lisesi'nin kurulması<br /><br />1839-1844<br />Dr. Bernard'ın Mekteb-i Tıbbiye nazırlığı dönemi<br /><br />1839-1845<br />Mekteb-i Fenn-i Nücum'un faaliyet dönemi<br /><br />24 Haziran 1839<br />Mehmed Ali ile savaşın tekrar başlaması, Osmanlı kuvvetlerinin Nizip mağlubiyeti<br /><br />1 Temmuz 1839<br />II. Mahmud'un vefatı üzerine Abdülmecid'in tahta çıkması, Osmanlı donanmasının Mehmed Ali'ye teslimi<br /><br />3 Kasım 1839<br />Tanzimat Fermanı'nın ilanı<br /><br />3 Mayıs 1840<br />Ceza Kanunname-i Hümayunu'nun Fransa'dan mülhem bir biçimde düzenlenmesi ve kabulü (14 Temmuz 1851'de bu kanun, kanun-u cedid olarak tadilatla yeniden yürülüğe girer)<br /><br />1840<br />Gayri müslim tebaadan Avrupa'ya talebe gönderilmeye başlanması<br /><br />1840<br />Tanzimat'ın tatbik edildiği yerlerde temettü vergisi konulma kararı<br /><br />1840<br />Bütün hazinelerin Maliye Hazinesi'ne katılması<br /><br />1840<br />Posta Nezareti'nin kurulması<br /><br />21 Aralık 1840<br />Namık Kemal'in doğumu<br /><br />1841<br />Lübnan olayları<br /><br />1841-1906<br />Ahmed Ali Paşa'nın doğumu. (ressam)<br /><br />24 Mayıs 1841<br />İngiltere'nin yardımıyla Mısır meslesinin halli, Mısır'ın veraset usulü ile Mehmed Ali Paşa'ya bırakılması<br /><br />13 Temmuz 1841<br />Londra Boğazlar Mukavelenamesi<br /><br />1842<br />Askeri Baytar Mektebi'nin açılması<br /><br />1842-1910<br />Osman Hamdi (ressam, eğitimci, müzeci, arkeolog)<br /><br />1843<br />Hereke Fabrikası'nın kurulması<br /><br />1843<br />Zeytinburnu Demir Fabrikası inşaatına başlanması<br /><br />1843<br />Muhdes kara gümrüklerinin kaldırılması<br /><br />1843<br />Feshane'ye çuka dokuma tezgahlarının ilavesi<br /><br />1 Şubat 1844<br />Tashih-i sikke<br /><br />1844<br />Feshane'de buhar makinelerinin kullanılmaya başlanması<br /><br />1845<br />İzmir'de su kuvvetiyle çalışan kağıt fabrikasının kurulması<br /><br />1845<br />Bahriye Mektebi'nin Heybeliada'daki binasına taşınması; Kadı yetiştirmek için Süleymaniye'de "Muallimhane-i Nüvvab" medresesinin kurulması; Rüşdiyelerin Darü'l-fünun'a öğrenci yetiştiren orta dereceli mektepler olarak kabul edilmesi<br /><br />Ocak 1845<br />Sultan Abdülmecid'in Meclis-i Vala'yı ziyareti<br /><br />13 Mart 1845<br />Meclis-i Muvakkat'ın (Geçici Maarif Meclisi) çalışmalarına başlaması<br /><br />10 Nisan 1845<br />Polis (zabıta) teşkilatının kuruluşu (12 Rebiülevvel 1261 tarihli nizamname)<br /><br />1846<br />Meclis-i Maarif-i Umumiye kurulması; Mekatib-i Umumiye Nezareti'nin kurulması; Başhoca Seyyid Ali Paşa'nın ölümü<br /><br />1846<br />Rus Ticaret Muahedesi<br /><br />16 Şubat 1846<br />Zabtiye müşiriyetinin kurulması<br /><br />Darü'l-Fünun kurmada ilk teşebbüs<br /><br />1847<br />Timarlı Sipahi Teşkilatı'nın ilgası<br /><br />1847<br />Telgrafın Beylerbeyi Sarayı'nda denenmesi<br /><br />1847<br />Dersaadet Bankası'nın kuruluşu<br /><br />1847<br />İstanbul'da ilk piyano resitali (Liszt Abdülmecid'e Donizetti'nin Mecidiye Marşı'nı çalıyor); Yeşilköy'de bulunan Ayamama Çiftliğinin ziraat talimhanesi şekline getirilerek ilk pamuk ziaati uygulama eğitiminin burada verilmeye başlanması<br /><br />1 Mart 1847<br />Recaizade Ekrem'in doğumu<br /><br />1848<br />Avrupa'da liberal ihtilaller : Polonya ve Macaristan'da milliyetçi ayaklanmalar<br /><br />1848<br />Protestan Ermeni cemaatinin ve kilisesinin resmen tanınması<br /><br />1848<br />İstanbul'da ilk Sanayi Mektebi'nin kurulmasına teşebbüs edilmesi<br /><br />16 Mart 1848<br />İstanbul'da Darü'l-Muallimin açılması<br /><br />18 Kasım 1848<br />Osmanlı yapımı ilk demir vapurun denize indirilmesi<br /><br />1849<br />Veteriner öğretim faaliyetlerine başlanması; Yesarizade Mustafa İzzet'in İstanbul'da vefatı<br /><br />1850<br />1847'den geçerli sayılmak üzere gümrük resimlerine esas teşkil eden mal fiyatlarında ithalatta %20, ihracatta %16 indirim yapıldıktan sonra gümrük resimlerinin tesbit edilmesi kararı<br /><br />1850<br />Ticaret Kanunname-i Hümayunu'nun kabulü<br /><br />1850<br />İlk faizsiz kaimenin çıkarılması<br /><br />1850<br />Muallim Naci'nin doğumu<br /><br />12 Mart 1850<br />Darü'l-Maarif'in öğrenime başlaması<br /><br />1851<br />Ceza Kanunname-i Hümayunu'nun kabulü<br /><br />1851<br />Londra Sergisi<br /><br />1851<br />Akademik karakterde ilk ilmi dernek olan Encümen-i Daniş'in açılması<br /><br />18 Temmuz 1851<br />Encümen-i Daniş'in kurulması<br /><br />1852<br />Abdülhak Hamid'in doğumu; İstanbul Şark Cemiyetinin (Societe Orientale de Constantinople) kurulması<br /><br />1853<br />"Mukaddes yerler" meselesi, Rusya'nın tazyikleri ve Kırım Savaşı'nın patlaması<br /><br />1853<br />İstanbul'da I. Abdülmecid tarafından Dolmabahçe Sarayı'nın inşa ettirilmesi<br /><br />1854<br />İlk dış istikraz : Borçlanma devrinin ve alışkanlığının başlaması<br /><br />1854<br />Meclis-i Vala'nın "Meclis-i Ali-yi Tanzimat" ve "Meclis-i Ahkam-ı Adliye'ye" ayrılması<br /><br />1854<br />İhtisab teşkilatının lağvı<br /><br />12 Mart 1854<br />Rusya'ya karşı İngiltere ve Fransa ile ittifak<br /><br />1855<br />Piyanonun yüksek sosyeteye geçişi [Leyla (Saz) Hanım'ın babası Hekimbaşı İsmail Paşa'nın köşküne İtalya'dan getirtilen]<br /><br />1855<br />Gayri müslimlerden alınan "cizye"nin kaldırılması<br /><br />1855<br />Paris Sergisi<br /><br />16 Ağustos 1855<br />İstanbul'da Şehremanetinin kurulması (modern belediye idarelerinin başlangıcı)<br /><br />9 Eylül 1855<br />Osmanlı İmparatorluğu'nda telgrafın hizmete girmesi<br /><br />14 Kasım 1855<br />Et ve Ekmek dışında hemen bütün maddelerden narhın kaldırılması<br /><br />1856<br />Rusya'nın Asya'da Türk illeri istikametinde fetihlere başlamasının şartlarının oluşması<br /><br />1856<br />Bank-ı Osmani'nin kurulması<br /><br />1856<br />Arap alfabesinin Mors alfabesine uyarlanmasıyla telgrafların Türkçe olarak çekilmeye başlanması<br /><br />1856<br />Islahat Fermanı<br /><br />1856-1860<br />Köstence-Çernevo'da demiryolu hattının yapımı<br /><br />1856-1866<br />İzmir-Aydın demiryolu hattının yapımı<br /><br />15 Şubat 1856<br />İstanbul Tıp Cemiyeti'nin (Societe Medicale de Constantinople) kurulması<br /><br />18 Şubat 1856<br />Islahat Fermanı'nın ilanı<br /><br />30 Mart 1856<br />Paris Barış Antlaşması<br /><br />30 Mart 1856<br />Rusya'nın bozguna uğraması<br /><br />30 Mart 1856<br />Karadeniz'in tarafsız ve silahsız bir hale getirilmesi<br /><br />22 Mayıs 1856<br />İstanbul Tıp Cemiyeti'ne Şahane ünvanının verilmesi ve cemiyetin adının, Cemiyet-i Tıbbiye-i Şahane olarak değişmesi<br /><br />1857<br />Orman Mektebi açılması hususunda ilk teşebbüs<br /><br />1857<br />Cidde olayları ve İngiliz kuvvetlerinin, müslim-gayri müslim çatışmalarına müdahalesi<br /><br />1857<br />Gümrük resminin, eşyanın vardığı değil çıktığı yerde alınması usulünü getiren Mahrec Nizamnamesi'nin yayımlanması<br /><br />1857-1862<br />Beyrut - Şam şosesinin yapımı<br /><br />17 Mart 1857<br />Maarif-i Umumiyye Nezareti'nin kurulması<br /><br />6 Kasım 1857<br />Paris'te Mekteb-i Osmani adında bir Osmanlı mektebinin açılması<br /><br />1858<br />Ceza Kanunname-i Hümayunu'nun kabulü<br /><br />1858<br />Kız rüşdiye mekteplerinin açılması<br /><br />1858<br />Kaimelerin iptali için dış istikraz yapılması<br /><br />1858-1859<br />Emlak, arazi ve temettü vergilerinin ayrılması<br /><br />6 Haziran 1858<br />Arazi Kanunnamesi'nin kabulü<br /><br />8 Haziran 1858<br />Beyoğlu ve Galata'da kurulacak Altıncı Daire-i Belediyye'nin nizamname-yi umumisi (ilk örnek belediye)<br /><br />1859<br />Kaimelerin piyasadan toplanabilmesi için "iane-i umumiyye" toplanması<br /><br />1859<br />Fransızca'dan yapılan ilk şiir tercümesi risalesi, Şinasi'nin Tercüme-i Manzume'sinin neşri<br /><br />12 Şubat 1859<br />Mekteb-i Mülkiyye'nin kuruluşu<br /><br />1860<br />Ticaret mahkemelerinin kuruluşu<br /><br />1860<br />İlk basılı yerli tiyatro, Şinasi'nin Şair Evlenmesi'nin tefrika edilmesi<br /><br />1860-1861<br />Lübnan ve Suriye Olayları<br /><br />1860-1861<br />Lübnan'ın imtiyazlı bir eyalet haline getirilmesi<br /><br />22 Ekim 1860<br />Tercüman-ı Ahval gazetesinin yayına başlaması<br /><br />1861<br />Abdülmecid'in vefatı ve Abdülaziz'in tahta çıkması<br /><br />1861<br />Cemiyet-i İlmiyye-i Osmaniye'nin kuruluşu<br /><br />1861<br />Usul-i Muhakemat-ı Ticaret Nizamnamesi'nin kabulü<br /><br />1861-1866<br />Rusçuk - Varna demiryolu hattının yapımı<br /><br />9 Haziran 1861<br />Cebel-i Lübnan mutasarrıflığı'nın hususi statüsünün tesbiti ve Cebel-i Lübnan nizamnamesi<br /><br />9 Haziran 1861<br />David Paşa'nın Lübnan'a vali olarak atanması<br /><br />29 Nisan 1861<br />Fransız ve İngilizler'le Kanlıca Ticaret muahedelerinin yapılması. Bu muahede dış ticarette gümrük resmi oranının %8'e yükseltilmesi ve esnaflıkta inhisar sisteminin kaldırılması<br /><br />1862<br />Tuna vilayetinin kuruluşu ve Mithad Paşa'nın vali olarak tayini<br /><br />1862<br />Gümrük resimlerine esas teşkil eden mal fiyatlarında %10 indirim yapıldıktan sonra gümrük resmi alınmaya başlanması<br /><br />1862<br />Kaimelerin piyasadan tamamıyla toplanması<br /><br />1862<br />Altının değerinin 100 kuruş olarak tesbiti<br /><br />1862<br />Roman türünde Batıdan yapılan ilk tercüme, Fenelon'dan Tercüme-I Telemak'ın Yusuf Kamil Paşa tarafından yayınlanması; Cemiyet-I Tıbbiye-i Osmaniye'nin kurulması<br /><br />1862<br />Mahrec-i Aklam'ın kurulması<br /><br />20 Temmuz 1862<br />Mekteb-i Maarif-i Adliye'nin, "Mekteb-i Aklam" adı altında yeni bir şekle sokulması<br /><br />8 Ekim 1862<br />Islah-ı Sanayi Komisyonu'nun teşkil edilmesi<br /><br />1863<br />Abdülaziz'in Mısır'a seyahati<br /><br />1863<br />Mithad Paşa tarafından Niş'te ilk Islahhane'nin (sonraki yıllarda Sanayi Mektebi) kuruluşu<br /><br />1863<br />İstanbul Eczacılık Cemiyeti'nin (Societe de Constantinople) kurulması; Protestan Robert Koleji'nin açılması<br /><br />1863<br />Menafi Sandığı'nın kurulması<br /><br />1863<br />Mektuplara pul yapıştırılmaya başlanması<br /><br />1863<br />Ticaret-i Bahriyye Kanunnamesi'nin kabulü<br /><br />13 Ocak 1863<br />Darü'l-Fünun'da, halka açık serbest konferans şeklinde derslere başlanması<br /><br />18 Şubat 1863<br />Sultanahmet Sergisi'nin (Sergi-i Umumi) açılışı<br /><br />1864<br />Mekatib-i Sıbyan-ı Müslime Komisyonu'nun kurulması; Mekteb-i Harbiye dahilinde Erkan-ı Harp sınıfının açılması; Cemiyet-i Tedrisiye-i İslamiye'nin (Darü'ş-Şafaka) kurulması; Saint Joseph okulunun kurulması; İlk basılmış nazariyat kitabı (Haşim Bey'in Mecmu'atü'l-Makamat'ı)<br /><br />1864<br />İyonya adalarının (Yedi Ada Cumhuriyeti'ni oluşturan adalar) İngiltere tarafından Yunanistan'a verilmesi<br /><br />1864<br />Karadan Hindistan'ı Avrupa'ya bağlayan telgraf hattının tamamlanması<br /><br />1864<br />Islah-ı Sanayi Komisyonu'nun kuruluşu<br /><br />1864<br />Nizamiye mahkemelerinin kuruluşu<br /><br />1864-1876<br />Paris'e talebe gönderilmesi<br /><br />8 Ekim 1864<br />Vilayet Nizamnamesi'nin kabulü<br /><br />1865<br />Müstakil Romen kilisesinin kurulması<br /><br />1865<br />İstanbul Birinci Şehir Postası'nın kuruluşu<br /><br />1865<br />Darü'l-Fünun binasının inşasının tamamlanması ve Maliye Nezareti'ne tahsis edilmesi; Mekteb-i Tıbbiye'nin nazırlığına Cemaleddin Efendi'nin getirilmesi<br /><br />Eylül 1865<br />Mekteb-i Osmani'nin lağvedilmesi<br /><br />1866<br />Girit isyanları , Yunanistan ile birleşme faaliyetleri<br /><br />1866<br />Tezkire türünün son örneği olan Hatimetü'l-Eş'ar'ı yazan Fatih'in ölümü; Halid Ziya'nın doğumu<br /><br />1866<br />Mısır veraset usulünün değiştirilmesi<br /><br />1866<br />Ahmed Süreyya Emin Bey'in modelini hazırladığı seri ateşli topla Osmanlılar'ın topçulukta hamle yapması<br /><br />1866<br />Simkeşler Şirketi'nin kuruluşu<br /><br />1866<br />Dahilde sarfedilecek malların rayiç fiyatından %10 indirim yapıldıktan sonra gümrük resimlerinin tesbit edilmesi kararı<br /><br />1866-1867<br />Avusturya'nın Prusya karşısında mağlup olması ve Macaristan ile eşit bir birlik kurması : Avusturya-Macaristan İmparatorluğu<br /><br />1867<br />Sırbistan'daki son Osmanlı askeri temsiliyetinin ortadan kaldırılması, Sırp kalelerinin tahliyesi<br /><br />1867<br />Rüşdiyelere gayri müslim talebe alınmaya başlanması; Beyrut Amerikan Üniversitesi'nin kurulması<br /><br />1867<br />Mısır Valisi İsmail Paşa'nın "hıdiv" olması<br /><br />1867<br />Genç Osmanlılar'ın Avrupa'ya kaçmaya başlamaları<br /><br />1867<br />Yabancılara mülk edinme hakkının verilmesi<br /><br />1867<br />Bahriye Nezareti'nin Kuruluşu<br /><br />1867<br />Saraçlar Şirketi'nin kuruluşu<br /><br />1867<br />Menafi Sandığı'nın bütün vilayet ve sancak merkezlerine yayılması<br /><br />1867-1876<br />İzmir Rıhtımı'nın inşası<br /><br />22 Şubat 1867<br />Eğitim sahasında Fransız notasının verilmesi<br /><br />8 Haziran 1867<br />Mısır'a hıdivlik statüsünün verilmesi<br /><br />21 Haziran 1867<br />Sultan Abdülaziz'in Avrupa seyahati<br /><br />1868<br />Ali Paşa'nın Girit isyanlarını teskin etmesi ve Girit'e özerk bir statü verilmesi<br /><br />1868<br />Galatasaray Sultanisi'nin açılması<br /><br />1868<br />İstanbul Emniyet Sandığı'nın kurulması<br /><br />1868<br />Demirciler ve Dökümcüler şirketlerinin kuruluşu<br /><br />1868<br />Yunan postasının kapatılması<br /><br />1868<br />Feshane'nin modern bir dokuma fabrikası haline getirilmesi<br /><br />1868<br />Darü'l-Muallimin-i Sıbyan'nın açılması; Mekteb-i Hiref ve Sanayi'nin kurulması; Sanayi Mektebi'nin kurulması<br /><br />1 Mart 1868<br />Adliye Nezareti'nin kurulması<br /><br />1 Nisan 1868<br />Şura-yı Devlet'in teşekkülü ve Divan-ı Ahkam-ı Adliyye'nin ayrı bir temyiz organı olarak ayrılması<br /><br />1 Eylül 1868<br />Mekteb-i Sultani'nin açılması<br /><br />1869<br />Süveyş Kanalı'nın açılması<br /><br />1869<br />Osmanlı Ordusu'nun Nizamiye, Redif ve Mustahfız diye üç bölüme ayrılması<br /><br />1869<br />Mecelle-i Ahkam-ı Adliyye'nin ilk kitabının kabulü<br /><br />1869<br />Mekteb-i Harbiye dahilinde bir Baytar sınıfının açılması<br /><br />8 Nisan 1869<br />İkinci Darü'l-Fünun binasının inşasının tamamlanması ve Darü'l-Fünun-ı Osmani'nin kurulması<br /><br />26 Ağustos 1869<br />Turuk Nizamnamesi'nin kabulü<br /><br />2 Eylül 1869<br />Maarif-i Umumiyye Nizamnamesi ile ilk ve orta tedrisatın düzenlenmesi<br /><br />Ekim 1869<br />Darü'l-Fünun-ı Osmani'de talebe kaydına başlanması<br /><br />1870<br />Müstakil Bulgar kilisesinin kurulması ve Bulgarlar'ın Rum Patrikhanesi'nin nüfuzundan çıkmaları<br /><br />1870<br />Fransa'nın, Almanya ve Prusya Savaşı'nda ağır mağlubiyet alması<br /><br />1870<br />Cenab Şehabeddin'in doğumu; Batılı tarzda ilk roman hikaye türünde, Ahmed Midhat'ın Su-i Zan-Esaret adlı kitabının neşri; Mühendishane'nin Maçka Harbiye Mektebi içerisinde topçu ve istihkam sınıflarında eğitim faaliyetlerine devam etmesi; Sıbyan mekteblerinin ıslahı ve iptidai adı altında yeni mekteplerin açılması; Darü'l-Fünun'ı Osmani'yi teşkil eden şubeler arasında "İlm-i hukuk" şubesinin de yer alması; Tıp eğitiminin Türkçe yapılmaya başlanması<br /><br />1870<br />Karadeniz'in tekrar silahlandırılması ve Rusya'nın Paris Antlaşması'nın hükümlerini tanımaması<br /><br />1870<br />Darülfünunun açılması teşebbüsü<br /><br />1870-1927<br />Kemaledin Bey (mimar)<br /><br />20 Şubat 1870<br />Darü'l-Fünun-ı Osmani'nin büyük bir merasimle açılması<br /><br />26 Nisan 1870<br />Darü'l-Muallimat'ın açılması<br /><br />2 Temmuz 1870<br />Kavanin ve Nizamat Dershanesi'nin açılması<br /><br />Ekim 1870<br />Darü'l-Fünun müdürü Tahsin Efendi'nin umuma açık konferanslar (ders-I'am) tertip etmesi<br /><br />1871<br />Sadrazam Ali Paşa'nın vefatı<br /><br />1871<br />Saint-Esprit okulunun kurulması<br /><br />1871<br />Abdülaziz'in şahsi idaresinin artması, Mahmud Nedim Paşa sadareti<br /><br />1871<br />Dersaadet Tahvilat Borsası Nizamnamesi'nin yayımlanması<br /><br />1871<br />Posta ve Telgraf nezaretlerinin birleştirilmesi ve İkinci Posta Nizamnamesi'nin neşri<br /><br />22 Ocak 1871<br />İdare-yi Umumiyye-i Vilayat Nizamnamesi<br /><br />13 Eylül 1871<br />Şinasi'nin ölümü<br /><br />1872<br />Emniyet Sandığı'nın şubelerinin açılması<br /><br />1872<br />Darü'l-Maarif idadisinin kurulması; Maadin Mektebinin kurulması<br /><br />1873<br />Meclis-i Tetkikat-ı Şer'iyye'nin kuruluşu<br /><br />1873<br />Mehmed Akif'in doğumu; Türkçe ilk modern tıp lugatı olan Lügat-ı Tıbbiye'nin neşredilmesi; Sava Paşa'nın yeni bir Darü'l-Fünun kurmakla görevlendirilmesi; Darü'l-Fünun-ı Osmani'nin kapanması<br /><br />Haziran 1873<br />Mekteb-i Sultani'nin, Gülhane Bahçesi'ndeki Saray'a bitişik binalara nakledilmesi<br /><br />1874<br />Rusya'nın kışkırtmaları ve Panislavist faaliyetlerin artması<br /><br />1874<br />Hukuk Mektebi, Mülkiye Mühendis Mektebi ve Edebiyat Mektebi'nden oluşan Darü'l-Fünun-ı Sultani'nin açılması; İstanbul Darü'l-Muallimi'nin açılması; İlk basılmış nota (Notacı Emin Efendi, 1845-1907)<br /><br />1874<br />Kara gümrüklerinin lağvı<br /><br />1874<br />Islah-ı Sanayi Komisyonu faaliyetinin durdurulması<br /><br />1874-1875<br />Darü'l-Fünun-ı Sultani'nin eğitime başlaması; Osmanlı İmparatorluğu'nda sivil mühendislik eğitiminin başlaması<br /><br />1875<br />Bosna-Hersek isyanları<br /><br />1875<br />Askeri rüşdiye mekteplerinin açılması; Mora Yenişehir İdadisi'nin açılması<br /><br />1876<br />Bulgar isyanları<br /><br />1876<br />Karadağ'ın Osmanlı Devleti'ne savaş ilanı<br /><br />1876<br />Abdülaziz'in tahttan indirilmesi, V. Murad'ın tahta çıkması, hal'i ve Abdülhamid'in cülusu<br /><br />1876<br />Meşrutiyet'in ilanı<br /><br />1876<br />İstanbul'da Balkan krizini görüşmek üzere internasyonal bir konferansın toplanması : Tersane Konferansı<br /><br />1876<br />İstikrazların mürettebat ödemelerinin durdurulması<br /><br />1876<br />Mecelle-i Ahkam-ı Adliyye'nin son kitabının kabulü<br /><br />1876<br />Edebi roman hüviyetinde ilk eser olan, Namık Kemal'in İntibahı'nın neşri; İzmir ve Manastır'da yaıtılı idadiler açılması<br /><br />23 Mart 1876<br />Ziya Gökalp'in doğumu<br /><br />23 Aralık 1876<br />I. Meşrutiyet'in (Kanun-ı Esasi) ilanı<br /><br />1877<br />Rusya'nın tecavüzü ve Osmanlı-Rus Savaşı'nın başlaması: Balkanlar'ın ve Doğu Anadolu'nun Rus işgaline uğraması<br /><br />1877<br />Mahrec-i Aklam'ın Mekteb-i Mülkiye'nin idadi sınıflarıyla birleştirilmek suretiyle kaldırılması; Mekteb-i Tıbbiye'nin tekrar Gülhane'ye nakledilmesi; Fenn-i Resim ve Mimari Mektebi'nin kurulması<br /><br />1877-1878<br />Darü'l-Fünun ve Mekteb-i Sultani'nin bir yıl eğitime ara vermesi<br /><br />19 Mart 1877<br />İlk Meclis-i Meb'usan'ın içtimaı (o yılın 28 Haziran'ına kadar çalışır)<br /><br />25 Eylül 1877<br />Dersaadet Belediye Kanunu (Meclis-i Mebusan'da müzakere edilerek kabul edilir)<br /><br />5 Ekim 1877<br />Vilayet Belediye Kanunu'nun kabulü<br /><br />13 Aralık 1877<br />Meclis-i Meb'usan'ın süresiz tatili<br /><br />1878<br />Ayastefanos ve Berlin Antlaşmaları imzalanması<br /><br />1878<br />Sırbistan, Karadağ ve Romanya'nın müstakil birer devlet olmaları<br /><br />1878<br />Bulgaristan Prensliği'nin ortaya çıkması<br /><br />1878<br />Ermeni meselesinin zuhuru<br /><br />1878<br />Ali Suavi'nin öldürülmesi<br /><br />1878<br />Kıbrıs'ın İngiltere tarafından ele geçirilmesi<br /><br />1878<br />Bosna ve Hersek'in Avusturya-Macaristan'ın işgal ve idaresine terki<br /><br />1878<br />Makedonya meselesinin ortaya çıkması<br /><br />13 Şubat 1878<br />Meclisin kapatılması<br /><br />Ekim 1878<br />Darü'l-Fünun-ı Sultani'nin tekrar eğitime başlaması<br /><br />1879<br />II. Abdülhamid devrinde basılan kaimelerin toplatılıp imha edilmesi<br /><br />1879<br />Mehakim-ı Nizamiye Teşkilatı Kanunu'nun kabulü<br /><br />1879<br />Mekatib-i Sıbyaniye Dairesi'nin kurulması; Maarif merkez teşkilatının yeniden düzenlenmesi<br /><br />1879<br />Usul-ı Muhakemat-ı Cezaiyye Kanunu'nun kabulü<br /><br />1880<br />Vergi reformu<br /><br />1880<br />Yafa-Kudüs demiryolu hattının tamamlanması<br /><br />1880<br />İlk köy romanı, Ahmed Midhat'ın Bahtiyarlık'ının neşri; Darü'l-Fünun-ı Sultani Turuk u Maabir Mektebi'nin ilk mezunlarını vermesi<br /><br />1880<br />Usul-ı Muhakemat-ı Hukukiyye Kanunu'nun kabulü<br /><br />13 Mart 1880<br />İstanbul'da bir kız idadisinin açılması<br /><br />17 Mayıs 1880<br />Ziya Paşa'nın ölümü<br /><br />Ekim 1880<br />Darü'l-Fünun-ı Sultani Hukuk Mektebi'nin ilk mezunlarını vermesi<br /><br />20 Aralık 1880<br />Darü'l-Fünun-ı Sultani'nin ilk mezunlarını vermesi; Journal de la Societe de Pharmacie de Contantinople'un yayınlanması; Cemiyet-I İlmiye'nin kurulması<br /><br />1881<br />Mustafa Kemal'in Doğumu<br /><br />1881<br />Mısır'ın İngilizler tarafından işgali<br /><br />1881<br />Düyun-ı Umumiyye idaresinin kurulması<br /><br />1881<br />Mühendishane'de mümtaz sınıf adı altında yeni bir sınıf teşkil edilmesi; Darü'l-Fünun-ı Sultanı Turuk u Maabir Mektebi'nin faaliyetlerinin son bulması; Orman ve Maadin Mektepleri'nin birleştirilmesi<br /><br />1882<br />Tunus'un Fransızlar tarafından işgali<br /><br />1882<br />Muharrem Kararnamesi'nin neşri<br /><br />2 Ocak 1882<br />Sanayi-i Nefise Mektebi'nin kurulması ve Osman Hamdi Bey'in müdür olması<br /><br />1883<br />Osmanlı ordusunun Prusya askeri heyeti tarafından ıslahına başlanması<br /><br />20 Haziran 1884<br />Mülkiye Mühendis Mektebi kurulması<br /><br />1 Kasım 1884<br />Mülkiye Mühendis Mektebi'nin Mühendishane-I Berri-I Hümayun'un bir odasında eğitimine başlaması<br /><br />2 Aralık 1884<br />Yahya Kemal'in doğumu<br /><br />1885<br />Doğu Rumeli'nin Bulgaristan tarafından ilhakı<br /><br />1885<br />Abdülhak Hamid'in Makber'inin neşri<br /><br />18 Eylül 1885<br />Doğu Rumeli eyaleti valiliğinin Bulgaristan prensine verilerek bu bölgedeki kontrolün zayıflaması<br /><br />1886<br />Adana-Mersin demiryolu hattının tamamlanması<br /><br />1886<br />Maarif Nezareti'ne bağlı olarak Mekatib-i Gayri müslime ve Ecnebiye Müfettişliği'nin kurulması<br /><br />1886<br />Adana-Mersin demiryolu hattının tamamlanması<br /><br />1886<br />Maarif Nezareti'ne bağlı olarak Mekatib-i Gayri müslime ve Ecnebiye Müfettişliği'nin kurulması<br /><br />1886-1887<br />Darü'l-muallimin'in yatılı hale getirilmesi<br /><br />1887<br />Yedikule Havagazı Fabrikası'nın kurulması<br /><br />1887<br />Ahmed Haşim'in doğumu; Şevki Efendi'nin İstanbul'da vefatı<br /><br />5 Şubat 1887<br />Beşir Fuad'ın intiharı<br /><br />1888<br />Haydarpaşa-İzmir-Ankara demiryolu imtiyazının Almanlar'a verilmesi<br /><br />1888<br />Beyrut'ta Saint Joseph Katolik Tıp Mektebi'nin açılması; Baytar sınıfının tekrar Harbiye Mektebi bünyesine alınması<br /><br />2 Aralık 1888<br />Namık Kemal'in ölümü<br /><br />1889<br />İttihad-ı Osmanı Cemiyeti'nin (İttihat ve Terakki) kurulması<br /><br />1889<br />İdadi öğrenimine dayanan dört yıllık bir Mülkiye Baytar Mektebi'nin kurulması<br /><br />27 Mart 1889<br />Yakup Kadri'nin doğumu<br /><br />1890<br />Bulgar Makedonya ve Anadolu'da Ermeni ihtilal çetelerinin faaliyetlerini arttırmaları<br /><br />1891<br />Mülkiye Baytar Mektebi'nin Halkalı Ziraat Mektebi'ne yatılı olarak nakledilmesi<br /><br />1891<br />Yol inşaatında bedenen çalışma mecburiyetinin paraya çevrilmesi<br /><br />1891<br />Kadıköy - Kurbağalıdere Havagazı Fabrikası'nın kurulması<br /><br />1891<br />Hereke Fabrikası'nın halı kısmının açılması<br /><br />3 Kasım 1891<br />Darü'l-Muallim'in aliye şubesi açılması<br /><br />1892<br />Haydarpaşa-İzmit demiryolu hattının işletmeye açılması<br /><br />1892<br />Orman ve Maden Mektebi'nin kapatılması; II. Abdülhamid tarafından Yıldız'da porselen atölyelerinin kurulması<br /><br />1893-1896<br />İstanbul-Selanik demiryolu hattının yapımı<br /><br />1894<br />Halkalı Ziraat ve Baytar Mektebi'nin ilk veteriner mezunlarını vermesi; İmmaculée Conseption veya St Marie okulunun kurulması; İlk basılmış musiki lugatı (Hoca Kazım Bey'in Musiki Istılahatı)<br /><br />1894<br />Sasun'da Ermeni olayları<br /><br />1894<br />Selanik-Manastır demiryolu hattının tamamlanması<br /><br />1895<br />İstanbul'da Ermeni olayları, yabancı devletlerin Ermeniler lehinde müdahaleleri<br /><br />1895<br />Galata Rıhtımı inşaatının tamamlanması<br /><br />1895<br />Gayri müslim okullarına Türkçe muallimi tayininin kararlaştırılması<br /><br />1895<br />Baruthane-i Amire'de dumansız barut imal edilmesi<br /><br />14 Şubat 1895<br />Sadrazam Said Paşa'nın beş fakülteden "darü'l-icaze" oluşan bir darü'l-fünun kurma teklifi<br /><br />1896<br />Tevfik Fikret'in Servet-i Fünun'un edebi sayfalarının idareciliğini yüklenmesiyle Edebiyat-ı Cedide devrinin başlaması<br /><br />1896<br />Ermenilerin Osmanlı Bankası'nın İstanbul şubesine saldırmaları<br /><br />1896<br />Girit isyanının alevlenmesi<br /><br />1896<br />Eskişehir-Konya demiryolu hattının tamamlanması<br /><br />1897<br />Yunan kuvvetlerinin Girit'e çıkması, Yunan çetelerinin Rumeli'deki Osmanlı sınırlarına saldırmaları<br /><br />17 Nisan 1897<br />Osmanlı-Yunan Savaşı ve Osmanlı zaferi<br /><br />1898<br />Girit meselesinin devam etmesi; adaya muhtariyet verilmesi Osmanlı kuvvetlerinin geri çekilmesi, Yunan prensi Yorgi'nin vali olarak kabul edilmesi<br /><br />1899<br />Bağdat demiryolu imtiyazının Almanlar'a verilmesi<br /><br />1899<br />Arifiye-Adapazarı demiryolu hattının açılması<br /><br />1900<br />Hicaz demiryolunun inşasına girişilmesi<br /><br />1900<br />İstanbul Rıhtımı inşaatının tamamlanması<br /><br />31 Ağustos 1900<br />Darü'l-Fünun-ı Şahane'nin kurulması<br /><br />1901<br />Servet-i Fünun dergisinin geçici olarak kapatılmasıyla Edebiyat-ı Cedide topluluğunun dağılması; Lügat-ı Tıbbiye'nin ikinci baskısının yapılması; Vidinli Tevfik Paşa'nın ölümü<br /><br />1901<br />Makedonya'da çete faaliyetlerinin artması, büyük devletlerin müdahaleleri<br /><br />1901-1908<br />Hicaz demiryolu hattının yapımı<br /><br />1902<br />Yemen isyanlarının tekrar başlaması<br /><br />1902<br />Hereke Fabrikası'na çuka ve şayak tezgahlarının eklenmesi<br /><br />23 Kasım 1902<br />Makedonya'da Bulgar İhtilal Cemiyeti'nin faaliyeti<br /><br />23 Kasım 1902<br />Cum'a-ı Bala ayaklanması<br /><br />23 Kasım 1902<br />Makedonya'ya özel ıslahat planı hazırlanması<br /><br />8 Aralık 1902<br />Hüseyin Hilmi Paşa'nın geniş yetkilerle "umumi müfettiş" olarak Makedonya'ya tayini<br /><br />1903<br />İdadilerin altı yıla çıkarılması<br /><br />2-3 Ağustos 1903<br />İlinden (Aya ilya yortusu günü) isyanı<br /><br />2-3 Ağustos 1903<br />Bulgar-Osmanlı Savaşı tehlikesinin doğması<br /><br />31 Ağustos 1903<br />Şam Mekteb-i Tıbbiyesi'nin kurulması<br /><br />Eylül 1903<br />Mürzsteg Programı : Makedonya'ya muhtariyet verilmesi<br /><br />1904<br />Haydarpaşa Rıhtımı'nın tamamlanarak işletmeye açılması<br /><br />1905<br />Hereke Fabrikası'nda fes imalatına başlanması<br /><br />21 Temmuz 1905<br />Ermeniler'in II. Abdülhamid'e bombalı saldırı tertiplemeleri<br /><br />1906<br />Akabe olayları ve Akabe krizi<br /><br />1908<br />Beykoz Deri Fabrikası'nın Harbiye Nezareti'ne bağlanması<br /><br />1908<br />Osmanlı Eczacı İttihat Cemiyeti'nin kurulması; Osmanlı Cemiyet-i İlmiye-i Baytariyesi'nin açılması; Osmanlı Mühendis ve Mimar Cemiyeti'nin kurulması<br /><br />23 Temmuz 1908<br />II. Meşrutiyet'in ilanı<br /><br />5 Ekim 1908<br />Avusturya- Macaristan'ın Bosna-Hersek'i ilhak ettiğini ilan etmesi.<br /><br />6 Ekim 1908<br />Girit Rumları'nın adayı Yunanistan'a bağladıklarını ilan etmeleri<br /><br />17 Aralık 1908<br />II. Meşrutiyet dönemi ilk Meclis-i Meb'usanının toplanması<br /><br />1909<br />Adana'da Ermeniler'in ayaklanmaları<br /><br />1909<br />Gayri müslimlere "bedel" yerine askerlik hizmeti konulması<br /><br />1909<br />Fecr-i-Ati edebi topluluğunun kuruluşu; Cemiyetler Kanunu'nun çıkması; Dişhekimliği Okulu'nun açılması; Orman Mekteb-i Alisi adı altında yeni bir okul açılması; Mekteb-i Tıbbiye'nin, Mekteb-i Tıbbiye-i Askeriye ile birleştirilerek Haydarpaşa'ya nakledilmesi; Muallimhane-i Nüvvab'ın Medresetü'l-Kuzat adını alması; Mülkiye Mühendis Mektebi'nin Nafıa Nezareti'ne bağlanması ve Mühendis Mekteb-i Alisi adını alması<br /><br />1909-1910<br />Osmanlı Mühendis ve Mimar Mecmuası'nın çıkması<br /><br />27 Şubat 1909<br />Usul-i Muhasebe-ı Umumiyye Kanunu'nun kabul edilmesi<br /><br />13 Nisan 1909<br />31 Mart Olayı<br /><br />19 Nisan 1909<br />Hareket Ordusu'nun Yeşilköy'e varması, İstanbul'daki kargaşayason vererek düzeni sağlaması<br /><br />27 Nisan 1909<br />II. Abdülhamid'in tahttan indirilmesi, V. Mehmed Reşad'ın tahta çıkarılması<br /><br />21 Ağustos 1909<br />Darü'l-Fünun-ı Şahane'nin Vezneciler'deki Zeynep Hanım konağına taşınması<br /><br />17 Aralık 1909<br />Meclisin açılması<br /><br />1910<br />Arnavutlar'ın ayaklanmaları<br /><br />1910<br />Dahili gümrüklerin tamamen kaldırılması<br /><br />1910<br />Vilayet merkezlerindeki bir kısım idadilerin "lise"ye dönüştürülmeye başlanması; ilk çalgı metodu (Ali Salahi Bey, Kendikendine Ud Öğrenme Usulü, Matbaa-ı Amire).<br /><br />1911<br />Sultan Reşad'ın Arnavutlar'ı teskin için Rumeli seyahatine çıkartılması<br /><br />1911<br />İtalya'nın Trablusgarp ve Bingazi'ye saldırması ve işgali<br /><br />1911<br />Gayri müslim cemaatlerin birleşerek mektepleri konusunda yeni bir düzenleme istemeleri; 78 devirli ilk plaklar (Tanburi Cemil, Orfeon Record)<br /><br />1911-1912<br />Osmanlı İtalyan Savaşı<br /><br />1912<br />Yeşilköy Hava Uçuş Okulu'nun Açılışı<br /><br />1912-1913<br />Balkan devletlerinin Osmanlı-İtalyan Savaşı'ndan istifade etmek istemeleri : Balkan Savaşı<br /><br />18 Ocak 1912<br />Meclis-i Meb'usan'ın feshi<br /><br />25 Mart 1912<br />Türk Ocaklarının kurulması<br /><br />18 Nisan 1912<br />II. Dönem Meclis-i Meb'usan'ın toplanması<br /><br />18 Nisan 1912<br />İtalyanlar'ın Rodos, Oniki Ada ve Çanakkale Boğazı'na tecavüzleri<br /><br />5 Ağustos 1912<br />II. Dönem Meclis-i Meb'usan'ın feshi<br /><br />22 Temmuz 1912<br />Gazi Ahmed Muhtar Paşa hükümeti : Büyük Kabine<br /><br />Eylül - Ekim 1912<br />I. Balkan Savaşı<br /><br />15 Ekim 1912<br />Trablus ve Bingazi'nin İtalya'ya terki : Ouchy Antlaşması, Rodos ve Oniki Ada'nın İtalya elinde kalması<br /><br />29 Ekim 1912<br />Kamil Paşa'nın sadareti<br /><br />29 Kasım 1912<br />Arnavutluk'un istiklalini ilan etmesi<br /><br />1913<br />Liselerin mevcut idadilerin yerini alması<br /><br />23 Ocak 1913<br />Babıali Baskını : Mahmud Şevket Paşa'nın sadareti<br /><br />13 Mart 1913<br />Muvakkat İdare-i Umumiyye-i Vilayet Kanunu (kanun meclisten geçmeden yürürlüğe girer)<br /><br />30 Mayıs 1913<br />I. Balkan Savaşı'nın sona ermesi<br /><br />11 Haziran 1913<br />Sadrazam Mahmud Şevket Paşa'nın öldürülmesi, Said Halim Paşa'nın sadareti<br /><br />29 Haziran 1913<br />Balkan devletleri arasında savaş : Osmanlı mirasının paylaşılmasının kanlı kavgası<br /><br />21 Temmuz 1913<br />Edirne'nin geri alınması<br /><br />29 Ağustos 1913<br />Osmanlı-Bulgar barışı : İstanbul Antlaşması<br /><br />14 Kasım 1913<br />Osmanlı-Yunan barışı : Atina Antlaşması<br /><br />14 Aralık 1913<br />Osmanlı ordusunun Almanya tarafından ıslahı<br /><br />1914<br />Ecnebi postalarının hepsinin kapatılması<br /><br />1914<br />Dış ticarette gümrük resmi oranının %15'e çıkarılması<br /><br />1914<br />Islah-ı Medaris Nizamnamesi<br /><br />1914<br />Diş Hekimleri Mezunin ve Talebe Cemiyeti'nin kurulması; Türk Bilgi Derneği'nin kurulması; Medreset'ül-Hattatin'in kurulması; Dar'ül-Hilafeti'l-Aliyye Medreseleri'nin kurulması; Medresetü'l-Hattatin'in İstanbul'da açılışı; Medresetü'l-Hattatin'in açılışı; İlk resmi müzik ve tiyatro okulu (Darü'l-Elhan)<br /><br />8 Şubat 1914<br />Anadolu'da Ermeni talepleri doğrultusunda ıslahatı öngören Osmanlı-Rus Antlaşması ("Muamele")<br /><br />14 Mayıs 1914<br />III. Dönem Meslis-i Meb'usan<br /><br />28 Haziran 1914<br />Avusturya-Macaristan veliahdının Saraybosna'da öldürülmesi<br /><br />28 Temmuz 1914<br />Avusturya Macaristan'ın Sırbistan'a savaş ilanı<br /><br />1 Ağustos 1914<br />Almanya'nın Rusya'ya savaş ilanı<br /><br />2 Ağustos 1914<br />Meclis-i Meb'usan'ın süresiz tatili (IV. Ve son dönem meclis 12 Ocak 1920'de toplanacak ve 2 Nisan 1920'de İstanbul'un işgali üzerine dağıtılarak mebuslar sürgüne yollanacak)<br /><br />2 Ağustos 1914<br />Osmanlı Devleti ile Almanya arasında ittifak antlaşmasının imzalanması<br /><br />4 Ağustos 1914<br />Almanya'nın Fransa'ya, İngiltere'nin Almanya'ya savaş ilanı : I. Cihan Savaşı'nın başlaması<br /><br />10 Ağustos 1914<br />Alman savaş gemilerinin (Yavuz ve Midilli) Boğazlardan geçmelerine izin verilmesi<br /><br />9 Eylül 1914<br />1 Ekim tarihinden geçerli olmak üzere kapitülasyonların kaldırılması<br /><br />12 Eylül 1914<br />İnas Darü'l-Fünun'unun kurulması<br /><br />29 Eylül 1914<br />İslah-ı Medaris Nizamnamesi'nin yayınlanması<br /><br />29 Ekim 1914<br />Karadeniz'e açılan Osmanlı filosunun Rus limanlarını topa tutması<br /><br />Kasım - Aralık 1914<br />Enver Paşa kumandasındaki Osmanlı kuvvetlerinin Sarıkamış felaketi<br /><br />3 Kasım 1914<br />Rusya'nın Osmanlı Devleti'ne savaş ilanı<br /><br />5 Kasım 1914<br />İngiltere ve Fransa'nın Osmanlı Devleti'ne savaş ilanı<br /><br />11 Kasım 1914<br />Osmanlı Devleti'nin İtilaf Devletleri'ne savaş ilanı<br /><br />14 Kasım 1914<br />Cihad-ı Ekber ilanı<br /><br />14 Kasım 1914<br />İnas Sanayi-I Nefise Mektebi'nin açılması<br /><br />18 Aralık 1914<br />Mısır'ın İngiltere himayesinde bir "krallık" haline getirilmesi, Osmanlı Devleti'nin hukukuna son verilmesi<br /><br />1915<br />Evrak-ı nakdiyye çıkarılması<br /><br />1915<br />Gümrük resmi oranının %30'a yükseltilmesi<br /><br />1915<br />Mekteb-i Tıbbiye'nin Darü'l-Fünun'a bağlanarak bugünkü İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne dönüşmesi<br /><br />Ocak - Şubat 1915<br />Cemal Paşa kumandasındaki Osmanlı kuvvetlerinin Mısır seferi : Kanal hezimeti<br /><br />Ocak - 18 Mart 1915<br />Müttefiklerin Çanakkale Boğazı'nı geçmeye çalışması : Çanakkale Savaşları<br /><br />27 Mayıs 1915<br />Doğu Anadolu'da Ruslar'la işbirliği yapan Ermeni nüfusun iç bölgelere taşınması : Tehcir<br /><br />1916<br />Hicaz ve Mekke'nin kaybı<br /><br />1916<br />İzmit Dokuma Fabrikası'nın kapanması<br /><br />1916<br />Tevhid-i Meskukat Kanunu<br /><br />1916<br />Dar'ül-Hilafeti'l-Aliyye Medreseleri üstünde Medresetü'l-Mütehassısın adı altında bir ihtisas medresesi kurulması; İlk Musiki cemiyeti (Darü't-Talim-i Musiki)<br /><br />1917<br />Yıldırım Orduları Grubu'nun kurulması<br /><br />1917<br />Irak ve Suriye cephelerinin çöküşü<br /><br />1917<br />Rusya'da Bolşevik ihtilalinin çıkması ve çarlığın sonu<br /><br />1917<br />Cemaat mahkemelerinin kaza yetkisinin kaldırılışı<br /><br />1917<br />Hukuk-ı Aile Kararnamesi'nin kabulü<br /><br />25 Mart 1917<br />Şer'iyye mahkemelerinin Adliye Nezaretine bağlanması<br /><br />6 Nisan 1917<br />Amerika Birleşik Devletleri'nin savaşa iştiraki ve Almanya'ya savaş ilanı<br /><br />1918<br />Şam Mekteb-i Tıbbiyesi'nin Beyrut'un işgali neticesinde kapanması; Gazi Ahmed Muhtar Paşa'nın ölümü<br /><br />3 Mart 1918<br />Brest Litowsk Antlaşması<br /><br />3 Temmuz 1918<br />Sultan Reşad'ın vefatı ve Vahdeddin'in tahta çıkması<br /><br />2 Ekim 1918<br />Bulgaristan'ın savaştan çekilmesi<br /><br />8 Ekim 1918<br />Sadrazam Talat Paşa'nın istifası, Ahmed İzzet Paşa'nın sadareti<br /><br />30 Ekim 1918<br />Mondros Mütarekesi'nin imzalanması<br /><br />3-4 Kasım 1918<br />Almanya ve Avusturya'nın savaştan çekilmeleri<br /><br />8 Kasım 1918<br />İzzet Paşa'nın istifası ve Tevfik Paşa'nın sadareti<br /><br />13 Kasım 1918<br />İtilaf Devletlerinin İstanbul önlerine gelerek şehri teslim almaları<br /><br />1919<br />Hukuk-ı Aile Kararnamesi'nin ilgası<br /><br />1919<br />İstanbul Darü'l-Fünun-un bir ıslahat programı ile Osmanlı Darü'l-Fünun-u adıyla yeniden canlandırılmaya çalışılması; Harbiye Mektebi'nin adının "Muhtelit Harbiye Mektebi" olması<br /><br />4 Mart 1919<br />4 Mart 1919 Damat Ferid Paşa'nın sadareti: Hürriyet ve İtilaf Partisi'nin iktidara geçmesi<br /><br />15 Mayıs 1919<br />Yunanlılar'ın İzmir'i işgali ve Batı Anadolu'da ilerlemeleri<br /><br />19 Mayıs 1919<br />Mustafa Kemal Paşa'nın İstanbul Hükümeti tarafından Anadolu'ya gönderilmesi<br /><br />23 Temmuz 1919<br />Erzurum Kongresi<br /><br />4 Eylül 1919<br />Sivas Kongresi<br /><br />2 Ekim 1919<br />Damat Ferid'in istifası ve Ali Rıza Paşa'nın sadareti<br /><br />22 Ekim 1919<br />Amasya Protokolü<br /><br />24 Ekim 1919<br />Çıkarılan yeni bir nizamname ile fakültelere "medrese" denmeye başlanması ve Darü'l-Fünun'un ilmi muhtariyeti haiz olduğunun tasdik edilmesi<br /><br />29 Kasım 1919<br />Misak-ı Milli : Milli gaye ve hedeflerin, milli sınırların belirlenerek ilanı<br /><br />1920<br />Mektebi Harbiye'nin Ankara'da "Sunuf-ı Muhtelife Zabit Namzetleri Talimgahı" olarak açılması; İnas Darü'l-Fünun-un lağvedilmesi<br /><br />16 Mart 1920<br />İtilaf işgal kuvvetlerinin İstanbul'daki resmi binalara girmeleri, meclisin dağıtılması ve kapanması, mebusların Anadolu'ya kaçmaları, ele geçenlerin İngilizler tarafından sürülmesi<br /><br />5 Nisan 1920<br />Ferid Paşa'nın sadareti<br /><br />11 Mayıs 1920<br />Ferid Paşa hükümetinin Mustafa Kemal'i idama mahkum etmesi ve askerlikten tardı<br /><br />10 Ağustos 1920<br />İstanbul Hükümeti'nin Sevr Antlaşması'nı imzalanması<br /><br />2-3 Aralık 1920<br />Gümrü Antlaşması'nın imzalanması<br /><br />1921<br />Edebiyat ve Fen Fakültelerinde karma eğitime geçilmesi; askeri ve mülki baytar mekteplerinin "Baytar Mekteb-i Alisi" adı altında birleştirilmesi; Salih Zeki'nin ölümü<br /><br />27 Ocak - 12 Şubat 1921<br />Londra Konferansı : Anadolu için söz söyleme hakkının Ankara Hükümeti'nde olduğunun tespiti<br /><br />31 Mart 1921<br />II. İnönü Zaferi<br /><br />3 Eylül 1921<br />Sakarya Meydan Savaşı<br /><br />20 Eylül 1921<br />Fransa ile barış<br /><br />1922<br />Türk Diş Tabipleri Cemiyeti'nin kurulması; Hukuk ve Tıp Fakültelerinde karma öğretime geçilmesi<br /><br />27 Ağustos 1922<br />Büyük Taarruz : işgalci Yunan kuvvetlerinin imhası<br /><br />30 Ağustos 1922<br />Büyük Zafer : Yunan Başkumandanı'nın esir edilmesi<br /><br />9 Eylül 1922<br />İzmir'in kurtuluşu<br /><br />11 Ekim 1922<br />Mudanya Mütarekesi<br /><br />1 Kasım 1922<br />Saltanatın ilgası<br /><br />16 Kasım 1922<br />Sultan Vahdeddin'in yurtdışına çıkması<br /><br />16 Kasım 1922<br />Abdülmecid Efendi'nin halife olarak seçilmesi<br /><br />1923<br />Birinci ilmi heyet'in Ankara'da toplanması; Darü'l-muallim'in Yüksek Muallim Mektebi adını alması<br /><br />24 Temmuz 1923<br />Lozan Barış Antlaşması<br /><br />25 Eylül 1923<br />Mekteb-i Harbiye'nin Ankara'dan İstanbul'daki eski Harbiye binasına nakledilmesi<br /><br />13 Ekim 1923<br />Ankara'nın başşehir olarak kabulü<br /><br />29 Ekim 1923<br />Cumhuriyet'in ilanı<br /><br />3 Mart 1924<br />Hilafetin ilgası ve Osmanlı hanedan mensuplarının yurtdışına çıkartılmaları<br /><br /></span></strong><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7265989826837817699-3966937915809703100?l=osman-li-tarihi.blogspot.com'/></div>Metin Yücedenhttp://www.blogger.com/profile/07508638181268570498noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-7265989826837817699.post-8390746755474971492008-10-05T06:11:00.000-07:002008-10-05T06:12:22.832-07:00ORHAN GAZI DÖNEMI<div align="center"><br /><br /><strong><span style="font-family:verdana;font-size:85%;">ORHAN GAZI DÖNEMI<br /><br />Osman Bey'in, yigit ve bahadir oglu Orhan Gazi, Osmanli tahtina geçip oturdugu zaman, ne yaptigini ve ne yapmasi gerektigini iyi bilen bir kimse idi. Gazi, Sucau'd-dünya ve'd-din, Ihtiyaru'd-din ve Seyfu'd-din gibi ünvanlara sahip olan Orhan, babasinin suurlu politikasini devrine ve yerine göre hem kiliç, hem de ideoloji sahasinda devam ettirmek kararinda idi.<br /><br />Dedesi Ertugrul Gazi'nin vefat ettigi 680 (1281-1282) senesinde dünyaya gelen Orhan Bey'i, 1324 yilindan itibaren hükümdar kabul etmek mümkündür. Tahta cülûsu esnasinda bir sehzadesi dünyaya gelen Orhan Bey'in bu ogluna, kutlu ve mübarek olmasi için "Murad" adi verilir.<br /><br />Tahti, kardesine teklif edip ondan feragat edebilecegini söyleyecek kadar özverili bir kimse olan Orhan'in bu teklifi, Alaeddin Ali tarafindan geri çevrilir. Zira Alaeddin Ali, tahtin kendisine daha layik oldugunu, bu sebeple onun bey, kendisinin de ona yardimci olarak kalmasini istemisti.<br /><br />Çevresindeki ulema, gazi ve silah arkadaslari tarafindan oy birligi ile reislige getirilen Orhan, Sükrullah'in ifadesine göre güzel yüzlü, begenilir özlü ve herkese karsi eli açik cömert birisi idi. "Savas gününde de sanki Sâm veya Nerimandi. Okundan kaza, kilicindan ölüm ders alirdi. Mü'mine rahmet, kâfire zahmetti." Gerek siyaset, gerekse savasta tükenmeyen bir enerji ve ustaliga sahip bir hükümdardi. Gerçekten, babasi gibi güçlü ve büyük bir hükümdar oldugunu isbatlayan Orhan, tahta çikar çikmaz topraklarini genisletmek ve tebeasinin varligini çogaltmak için fetihlere basladi. Aslinda, onun askerî yeteneklerinin üstünlügünü gören babasi, daha ölümünden önce onun kendi yerine geçmesini istemisti. Bununla beraber o, yine de tahti kardesine teklif etmekten çekinmemisti.<br /><br />Osmanli Devleti'nin kurulus yillarinda zeka, cesaret, güvenirlilik ve taktikleri uygulama bakimindan fevkalade bir sahsiyet olan Orhan Bey'in özellikleri (hilye, fizikî yapi) hakkinda su bilgiler verilmektedir: Bursa kalesinin fatihi Ebu'l-guzat Sultan Orhan, uzunboylu, ak benizli, ela gözlü, koç burunlu, genis gögüslü, iri yapili, heybetli ve vakur bir padisah idi. Ancak yumusak huylu olup kimseyi incitmez, kimsenin hatirini kirmazdi. Güler yüzlü, tatli sözlü idi. Bünyesi kuvvetli, sakal ve biyigi sik olup parlakti. Sag kulaginin altinda bir ben vardi ki, bu bir güzellik alâmeti olarak kabul ediliyordu.<br /><br />Babasinin kendisine 16.000 km2 olarak biraktigi yeni beyligin basina geçtigi zaman, beyliginin yayilip gelisecegi çevrede irili ufakli bir çok devlet vardi. Gerçekten bu dönemde Anadolu'da Karaman, Germiyan, Saruhan, Aydin, Karasi, Mentese, Çandarogullari gibi Türk beyliklerinden baska Amasra'da Cenevizliler, Trabzon'da Komnenoslar, Marmara ve Ege'de Bizanslilar, Ak Deniz adalarinda Cenevizliler ile Venedikliler bulunuyordu.<br /><br />Tarihî olay ve bunlardan bahs eden kaynaklarin belirttigine göre bu yeni devletin siyasî anlayis ve hareketinde, Müslüman Türk beyliklerinden önce, Türk ve Müslüman olmayan unsurlarin tasfiye edilme isteginin agirlik kazandigi anlasilmaktadir.<br /><br />1324 Subat'indan baslayip 1362 Mart'ina kadar devam eden Orhan Bey'in idaresi, 38 yil sürmüstür. Tarihin bu zaman dilimi, fetih ve idarî müesseselerin kurulup yerlestirilmesi ile geçer. Devletin, Ilhanlilarin etkisinden çikarak tamamen bagimsiz hale gelmesi de yine bu hükümdar döneminde olmustur. dinamik, faal ve cesur bir kuvvetin basinda, mahirâne bir strateji takib ederek çevresindekilerle münasebetlerini devam ettirip gelistiren Orhan Gazi, ileride de görülecegi gibi bu iliskilerinde hasimlarina karsi bile âdil davranan, onlarin kisiliklerini rencide etmeyen ve kisilik haklarina riayet eden bir davranis içinde olmustur.<br /><br />ORHAN GAZI DONEMI FETIHLERI<br /><br />Babasinin, kendisine biraktigi vatan topragini dinamik ve faal kadrosu ile kisa zamanda birkaç katina çikaran Orhan Bey, fetih hareketlerine daha babasi hayatta iken baslamisti. 1320 yilindan itibaren faal siyasî hayattan çekildigi anlasilan Osman Bey'in yerini, oglu Orhan'in aldigi görülmektedir.<br /><br />BURSA'NIN FETHI<br /><br />Osmanli Devleti'nin ilk baskentlerinden biri olmasi hasebiyle Bursa, devletin, idarî, siyasî, dinî, ilmî, kültürel, sosyal ve ekonomik hayatinda önemli derecede rol oynayan bir merkezdi. Çok daha sonralari gelecek olan Keçecizâde Fuad Pasa'nin "Bursa Osmanlinin dibacesidir" sözü, Bursa'nin Osmanli tarihinde oynadigi role isaret etmektedir.<br /><br />Kurulusu, milattan önceki yillara dayanan Bursa, daha sonra Romalilarin eline geçer. Roma'nin Dogu ve Bati olmak üzere ikiye bölünmesinden sonra çevresi ile birlikte Dogu Roma Imparatorlugunun (Bizansin) idaresinde kalmistir.<br /><br />Osmanli Devleti'nin kurucusu olan Osman Bey'in siyasi faaliyetlerinden bahsedilirken isaret edildigi gibi Osman Bey, Bursa'yi kusatma altina almis fakat fethine muvaffak olamamisti. Bununla beraber Bursa'ya Bizans'tan gelecek yardima mani olmak için, sehrin yakinlarina iki kale yaptirmis, bunlardan birine Ak Timur'u, digerine de Balabancik'i muhafiz olarak tayin etmisti. Böylece Osman Bey, Bursa'ya disardan gelebilecek yardim yollarini denetim altina almis oluyordu. Bu sebeple 1315 yilindan iti. baren Bursa, Osmanlilar tarafindan çevresinde insa edilen kaleler vasitasiyle bir mânâda muhasara altina alinmis oluyordu.<br /><br />Orhan Bey, 1326 yilinda büyük bir kuvvetle Bursa üzerine yürür.<br /><br />Âsikpasazâde ve Nesrî gibi kaynaklar, Osman Gazi'nin, Bursa'nin fethinden önce oglu Orhan'a:<br /><br />"Ogul, sen önce Adranps (Orhaneli)'a git ki, o kâfirin babasi Dinboz gazasinda benim Bay Koca'min düsmesine sebep oldu." diyerek onu Gazi Mihal (Köse Mihal), Turgut Alp, Seyh Mahmud ve Edebali'nin kardesi oglu Ahi Hasan'la gönderdi. Orhan Bey, bu tecrübeli komutanlarla görüserek Bursa'nin güneyinde ve bir bakima Bursa'nin anahtari durumunda olan Adranos kalesini alip yiktirir. Orhan Bey'in gelisinden önce kaleyi bosaltip Elete dagina çikmis olan halk ve kale beyi, Orhan'a itaatini bildirirler. Bunun üzerine tekrar yerlerine iade edilen halka karsi Orhan Bey, insaf ölçülerini asmayacak derecede merhamet ve hosgörülü bir sekilde davranir.<br /><br />Bundan sonra Bursa önlerine gelen Orhan Gazi, Pinarbasi mevkiinde karargahini kurup kaleyi kusatir. Bizans'tan beklenen yardimin gelmeyecegini anlayan ve kaleyi kurtarmaktan da ümidini kesen kale beyi, Gazi Mihal Bey vasitasiyle ve bazi sartlarla Bursa'yi teslim edecegini bildirdiginden 2 Cemayizelevvel 727 (6 nisan 1326) tarihinde Bursa Osmanlilara teslim edilir. Kale muhafizi olan Evrenos da Müslüman olarak Osmanlilarin hizmetine girer. Orhan Bey, burayi aldiktan sonra babasinin na'sini buraya getirterek sonradan Gümüslü Künbed diye meshur olan yere defn ettirir.<br /><br />Gerek strateji, gerekse psikolojik bakimdan Osmanlilar için büyük bir mânâ ve ehemmiyet ifade eden Bursa'nin fethini küçük bir hadise olarak göstermeye çalisan Gibbons, bunu özellikle Istanbul'daki iç çekismelere ve halkin maddî sikinti içinde bulunmasina baglar. Bu arada Bursa'nin fethinden sonra Evrenos Bey'in müslüman oldugunu, birçok kimsenin de ona uyarak yeni fatihlerin (Osmanlilarin) dinini kabul ettigini de belirtir. Böylece kurulus dönemindeki Osmanli Beyligi'nin gücünü ve çevrelerindeki insanlar üzerinde meydana getirdikleri olumlu havaya da isaret eder.<br /><br />Bursa'nin fethinden sonra, Orhan Gazi için ele geçirilmesi gereken hedef artik Iznik olmustur. Marmara havzasinda bir sanayi sehri olan Iznik, o dönemlerde Bursa'dan daha mühim bir sehir olma özelligine sahipti. Burasi Bizans'in, Anadolu'daki en büyük sehirlerinden biri olmakla kalmiyor, ayni zamanda hiristiyanlik için dinî bir merkez olma hüviyetini de tasiyordu. Nitekim miladî takvimin 325. senesinde Büyük Kostantin tarafindan günümüz hiristiyanliginin akidelerinin tesbitinde rol oynayan en mühim konsil burada toplanmisti. 1074 yilindan Birinci Haçli Seferi (1097) ne kadar Anadolu Selçuklu Devleti'ne baskentlik eden Iznik, belirtilen tarihten itibaren Bizanslilarin elinde idi. Hatta 1204 yilindan 1261 yilina kadar da Bizans Imparatorlugu'nun merkezi olmustu. Bundan baska Iznik, Kocaeli yarimadasi bakimindan stratejik önemi haiz olan önemli bir sehirdir.<br /><br />Bursa'nin zaptindan sonra Osmanli Beyligi'nin merkezi buraya nakl edilmistir. Yeni hükümdar burayi yeni binalarla süslemisti. Insa edilen dinî ve sosyal eserlerle sehir, Müslüman Türk sehri olma hüviyetini kazanip yeni bir çehreye büründü. Orhan Bey, daha isin basinda eski kiliseleri mescid ve medreselere çevirdi. Bursa'da fakir ve yoksullari doyurmak için imâret yaptirip onlara vakiflar tahsis eyledi. Buradaki bilgin ve hafizlara da maas bagladi.<br /><br />PELEKANON MUHAREBESI VE IZNIK'IN FETHI<br /><br />Gerek Osmanli, gerekse Yakin Sark tarihi bakimindan mühim bir hadise olan Pelekanon muharebesi, VI. Mirmiroglu'nun isaret ettigi gibi Osmanli tarihçileri tarafindan üzerinde fazla durulmayan veya kendisinden yeterince bahsedilmeyen bir muharebedir. O, bu konuda söyle demektedir:<br /><br />"Osman Bey, Vatheos (Koyun Hisari) civarinda 27 Temmuz 1302 tarihinde Bizans askerlerini maglub ederek emâretini (beyligini) etrafa tanitmis oldugu gibi, oglu Orhan Bey dahi Bizans askerlerini maglub ederek Pelekanon muharebesini kazanmis ve bu sayede Britinya'nin en güzel yerlerini ve en büyük sehirlerini zapta muvaffak olmustur. Bu sebepten nasi Pelekanon muharebesi Yakin Sark (Yakin Dogu) tarihi için mühim bir merhale teskil etmektedir.<br /><br />"Istanbul'un fethinden 124 yil evvel vaki olan bu muharebede Osmanli askerleri, Bizans askerlerini payitahtlarinin yakinlarinda* maglub ve perisan, imparatorlarini yaralayip kaçmaya mecbur ettiklerinden dolayi, Osmanlilar Anadolu'daki Türkmen beylikleri arasinda mümtaz bir mevki almis olduklari halde maalesef Osmanli tarihçileri bu muharebe için ya bir sey yazmiyorlar veya pek az malumat veriyorlar."<br /><br />Daha önce de temas edildigi gibi Orhan Bey, Bursa'nin fethinden sonra bütün dikkatlerini Iznik üzerinde toplamisti. Iznik'in Osmanlilar tarafindan ele geçmesi, Bizans'in Marmara havzasindaki en kuvvetli dayanaklarindan birisini kayb etmesi demekti. Gerçekten de Türklerin, Kocaeli yarimadasindaki kaleleri alarak yavas yavas Bogaza dogru ilerlemeleri, Bizans Imparatorlugunu telasa düsürüyordu. Hem zapt edilen kaleleri geri almak, hem de uzun zamandan beri muhasara altinda bulunan Iznik'i kurtarmak için bizans Imparatoru III. Andronikos (1328-1341) gizlice hazirliklara baslar.<br /><br />Andronikos, planini uygulamaya, Karasi emiri ve Bulgarlarla bir baris antlasmasi yaparak baslar. Ayni maksatla Kizikos (Kapidagi Yarimadasi)'a geçer. Süphe uyandirmamak için de Artaki (Erdek)'te bulunan Hz. Meryem'in mukaddes Ikonunu (tasvirini) ziyareti bir vesile olarak gösteriyordu. Bütün bunlar, Orhan Bey'i hazirliksiz olarak yakalamak içindi. Erdek'ten Biga'ya gelen Imparator, burada Karasi Beyi Demir Han ile bir saldirmazlik antlasmasi imzalar. Daha önce de benzer bir muahedeyi Bulgar krali III. Mihal ile yapmisti. Bu sekilde siyasî bir basari kazanmis görünen Imparator, Osmanlilara karsi sefere hazirlandi. Bu sebeple 1329 senesinin Mayis ayinda mümkün oldugu kadar sür'atle Trakya'dan iki bin civarinda asker getirtip Istanbul ve çevresinde bulunan mevcut askerlere katar. Bu askerlerle Anadolu yakasinda bulunan Üsküdar'a geçer. Bunu haber alan Orhan Bey, Iznik muhasarasinda bir miktar asker birakarak sekiz bin kisilik ordusunun basinda Pelekanon** denen mevkide Imparatorun komutasindaki Bizans ordusu ile meydan muharebesine girisir. Böylece, Osmanli tarihinin ilk mühim meydan savasi baslamis oldu. Gün boyu deva eden muharebe, aksama kadar sürmüstü. Gece muharebeye devamin tehlikeli oldugunu gören Imparator, ordugahina döner. Bu sirada vaziyeti fark eden Orhan Bey, firsati kaçirmayarak siddetli bir taarruza geçer. Bu ani taarruz, Bizans ordusunda büyük bir panik havasinin yasanmasina sebep olur. Yaralanan Imparator, deniz yolu ile zorlukla Istanbul'a ulasir. Bu muharebede Orhan'in kardesi Pazarlu Bey de komutan olarak bulunmustu.<br /><br />Orhan Bey, Pelekanon zaferinden sonra tekrar Iznik üzerine döner. Artik Bizans'tan herhangi bir yardim imkâninin olamayacagini anlayan Iznik Rum Beyi, bazi sartlarla teslim olur. Bursa'nin zaptindan sonra halka gösterilen yumusaklik ve müsamaha ile teslim sartlarina riayet edilmis olmasi, Iznik'in tesliminde de gösterildi. Sehir ve kaleyi teslim alan Orhan Bey, halktan, isteyenlerin esyasi ile birlikte gitmesine müsaade etti. Hatta bu müsamahakârlik ve müsamahada o kadar ileri gitti ki, Iznik halkindan isteyenlerin kendi tebeasi olma ve sadece cizye vermek sartiyle kendi örf, âdet ve geleneklerini muhafaza edebileceklerini ilân etti. Bunun üzerine halkin büyük bir kismi Iznik'te kalmaya karar verdi. Fakat Rum Beyi, deniz yolu ile Istanbul'a gitti. Iznik, Orhan Bey'e kapilarini açtiktan sonra çevresindeki bazi yerler de alinmisi. Iznik, bölge itibariyle harb sahasina yakin olmasindan dolayi geçici bir müddet için beylik merkezi haline getirildi.<br /><br />Iznik kusatmasi esnasinda kalede bulunan Rum muhafizlari ile halktan gerek muharebede, gerekse açlik, hastalik, vs. gibi sebepler yüzünden ölen erkeklerin dul kalmis olan kadinlari, Iznik'te bulunan Orhan Bey'e basvurarak kendilerine bakacak kimselerinin bulunmadigini söylemislerdi. Bunun üzerine Orhan Bey, askerlerden arzu edenlerin bu kadinlari nikahla alabileceklerini ve bunlarla evlenenlerin Iznik muhafazasinda birakilacaklarini açikladi. Böylece, kimsesiz kalan kadinlarin evlenmesini saglayarak bu sosyal problemi de ortadan kaldirmisti.<br /><br />Iznik'in 1330 yilinda feth edilmesi, Avrupa'da büyük bir hadise olarak yankilandi. Bu fetih, Bizans için de büyük bir ümitsizlik sebebi oldu. Hele buradaki Ayasofya Kilisesinin camie çevrildigi haberi, büsbütün bir teessüre sebep olmustu.<br /><br />Biraz sonra temas edilecegi gibi Orhan Gazi, Iznik'i feth ettikten sonra orada pek çok eser meydana getirdi. Halka karsi büyük bir sefkat ve merhamet örnegi gösteren Orhan Bey, halktan isteyenlerin bütün esyasi ile birlikte sehri terk edebilecegini söylemisti. Fakat halk, Orhan Gazi'nin idare ve adaletine meftun olmustu. Bu yüzden çok az kimse sehri terk etti. Hammer bu olayi su ifadelerle nakl eder:<br /><br />"Iznik muhafizlarinin pek azi bu serbestiden istifade ederek tekfurla birlikte gittiler. Idarecilerin haksizligindan dolayi me'yus olmus ve Hiristiyan imparatordan ziyade Orhan'in müsamahasindan ümitvar olmus olan digerleri, sehir halki ile birlikte galibi (Orhan Gazi'yi) karsilamaya çiktilar. Padisah, Yenisehir kapisindan sehrin güneyine girdi. Orhan'in buradaki davranisi, yüce gönüllü ve zafer haklarini akilli bir siyaset ugruna gözden çikarmasini bilen bir hükümdarin hareketi oldu. Böylece hesaplari da bekledigi sonucu verdi".<br /><br />Göründügü kadari ile Orhan Bey'in hareket ve bu harekete yön veren anlayisi, onun böyle bir siyaset uygulamasina sebep olmustu. Nitekim, Orhan Gazi'nin, kocalari ölen veya kimsesiz kalan dul kadinlari gazilerle ser'î nikah üzere evlendirmesi bu anlayisin bir sonucudur. Osmanli tarihleri de devrin anlayis ve dili ile bu hadiseyi asagidaki ifadelerle nakl ederler:<br /><br />"Sonra güzel yüzlü kadinlar geldiler. Orhan: "Bu kadinlar nedir?" diye sorunca kendisine:<br /><br />"Sultanim, bunlarin erlerinin kimisi açliktan, kimisi de savasta kirilmistir. Yüksek evlerde de bos kalmislardir." dediler. Bunun üzerine Orhan, gazilere bunlari ser'î nikahla almalarini buyurdu. Gaziler, bunun üzerine bu kadinlarla evlendiler. Hazir ev, hazir avrat buldular, geçip saray gibi evlerde oturuverdiler.<br /><br />Görüldügü gibi kadinlarin ser'î nikahla alinmasi, onlara normal bir vatandas muamelesinin yapilmasi demekti. Böylece Orhan, onlari esir veya cariye durumuna düsürmekten kurtarmis oluyordu. Halbuki galib olan Orhan ve Osmanli idaresi, onlara karsi istedigi sekilde muamele yapmakta serbest idi. Bu sekildeki bir hareketine de mani olabilecek bir güç mevcut degildi. Hammer ise Orhan Gazi'nin tamamen insanî olan ve hatta yirmi birinci asra girmek üzere oldugumuz su günümüzde bile uygulanamayan bu insanî muameleye kendi açisindan farkli bir sekilde bakmaktadir. Ona göre Orhan, Iznik'in kendiliginden teslim olmasindan dolayi bol ganimetlerden yoksun kalan silah arkadaslarina mükâfati unutmamistir. Söz gelimi, uzun bir kusatmanin, alisilmis sayilabilecek veba ve kitligin tesiri ile baba ve anneden, kocalarindan yoksun kalan ve yari yikik saraylarinda oturan Rum kadin ve kizlarini onlara bölüstürdü. Böylece, ordusunun subaylarina bu yapilarin mirasçilari ile evlenmelerine izin vermekle bu ihtisamli konutlarin yeniden senlenmelerine yol açilmis oldu.<br /><br />Kaynaklarin verdigi bilgilerden anlasildigi kadari ile Orhan Gazi, Iznik'i feth ettikten sonra derhal sehre bir Müslüman Türk hüviyeti kazandirmak için faaliyetlere girisir. Bu sebeple büyük bir kiliseyi Cuma mescidi haline getirir. Orhan, umuma ait binalari kitâbe ve güzel sözlerle bezeyip süsleyen, böylece Dogu'nun eski bir gelenegine uyan ilk Osmanli padisahidir. Onun, sultanlik günlerinden baslayarak bütün camiler, medreseler, hastahaneler, çesmeler, mezarlar ve köprüler Osmanli ülkesinin hemen her târafinda yaptiranlarin (bânilerinin) adlarini ve yapilis tarihlerini seyyahlara göstermektedirler. Bu âbide (anit)ler üzerinde çogu zaman Kur'an'dan alinmis tasvir, tesbih ve benzetme bulunan âyetler okunur. Orhan Gazi, Iznik'te bir manastiri da medreseye (yüksek okul = fakülte) çevirdi. Medresenin müderrisligini (profesör) Davud Kayserî denilen birine verdi. Konya'da Mevlânâ Siraceddin Konevî'nin ögrencisi olan Taceddin el-Kürdî, bu medresede, Davud Kayserî'ye halef olmustu. Taceddin'in ölümünden sonra da Alaeddin Esved, daha çok yaygin olan adi ile Kara Hoca o göreve atanmistir.<br /><br />Orhan Gazi'nin Iznik'te bulunan ve bazi kaynaklarda bir manastirdan çevrilmis oldugu belirtilen medresesinin, kilise veya manastirdan degil, bizzat kendisi tarafindan insa ettirildigi Mecdî gibi bazi kaynaklarda belirtilmektedir. Mecdî, Seyh Davud Kayserî'nin biyografisinden bahs ederken "Orhan Han Gazi Hazretleri, Iznik nâm kasabada bir medrese-i ulya peyda edüp seyh hazretlerine tayin eyledi" diyerek Osmanli Devleti'nin bu ilk medresesinin bizzat Orhan Gazi tarafindan yaptirildigini anlatir. Ayrica Osmanli dönemi ilk medreseleri üzerinde arastirma yapan Mustafa Bilge de Orhan Gazi vakfiyesinden yola çikarak ayni kanaatte oldugunu söyle ifade eder:<br /><br />"Bu medresenin, Nesrî ve diger bazi kaynaklarda belirtildigi sekilde Iznik'te bulunan manastir veya kiliselerden çevrilmis olmayip insa edilmis oldugunu belirten en kuvvetli delil, elimizde bulunan vakfiyedir. Orhan Gazi, Iznik'teki medresesini yaptiktan sonra tanzim ettigi ve Molla Hüsrev tarafindan 841 H./1437 M. 'de tescil edilen vakfiye suretinde, medresenin bina edildigi ve Hayreddin Pasa Camii'nin yaninda oldugu açikça belirtilmektedir." Sultan Orhan, bu medreseye sahibi bulundugu Kozluca köyünün gelirlerini sahih ve seriata uygun bir sekilde vakf etmistir. Gerçekten çok daha sonraki tarihlere (1136=1724) ait bir arz belgesi, Iznik'e bagli Kozluca köyünün Orhan Gazi medresesine vakf edildigini göstermektedir.<br /><br />Iznik, Türklerin eline geçtikten sonra, Orhan Bey buradaki yerli halktan isteyenlerin mallari ile birlikte sehri terk etmelerine müsaade etti. Gitmeyenlerin ise Osmanli tebeasindan olmak ve sadece vergi (cizye) vermek sartiyle din, gelenek ve göreneklerini muhafaza edebileceklerini bildirdi. Burayi bir müddet kendisine merkez yaparak Iznik'in bir Müslüman Türk sehri olmasina gayret etti. Bunun için orada cami, imâret ve medrese gibi dinî, sosyal ve kültürel müesseselerin temelini atti. Ayrica zevcesi Nilüfer Hatun tarafindan bir imâret, oglu Süleyman Pasa tarafindan da bir medrese insa edildi. Bundan baska diger hayir sahiplerinin yaptirdiklari tesislerle kisa bir müddet sonra Iznik, istenilen Müslüman-Türk sehri hüviyetini kazandi.<br /><br />Kaynaklar, Orhan Gazi'nin buradaki faaliyetlerinden bahs ederken onun bir hükümdar gibi degil, herhangi bir vatandas gibi davrandigini belirtirler. Nitekim onun yaptigi imârette pisirilen yemekleri bizzat kendisinin dagitmis olmasi, aksam olunca kandillerini bizzat kendi eli ile yakmis olmasi bunu göstermektedir.<br /><br />Orhan Gazi, Iznik ve bilahere Izmit'in fethinden sonra idarî bir sistem kurarak memleketi buna göre idarî bölgelere ayirdi. Buna göre Izmit, oglu Süleyman Pasa'ya verilmis, onu Yenice, Göynük ve Mudurnu'ya havale etmisti. Bursa'yi da oglu Murad Han Gazi'ye vererek adini "Bey Sancagi" koymustu. Karacahisari amcasinin oglu Gündüz'e verdi. Kendisi de bütün bunlarin üstünde memleketi idare ediyordu.<br /><br />IZMIT'IN FETHI<br /><br />Bir ticaret merkezi durumunda bulunan Izmit, Iznik'in fethinden hemen sonra Osmanlilar tarafindan alinmak istenmis ve hatta bir ara elde edilmis ise de sonradan yine Rumlara verilmisti. Osmanli kuvvetleri Iznik'in fethinden bir sene yani 1331 Haziran'indan sonra sehri kusatmislarsa da Bizans Imparatoru UI. Andronikos'un yardima gelmesi üzerine Orhan Bey, Imparatoria anlasarak kusatmayi kaldirmisti. Orhan Bey, bu kusatmadan alti sene sonra (1337) sehri siddetli bir sekilde tekrar kusatti. Bu kusatma üzerine disardan yardim alamayan sehir, teslim olmak zorunda kaldi. Kale muhafazasinda bulunan Paleologos hanedanina mensup Marika, mallarini alarak bir gemi ile Istanbul'a gitti. Izmit'in fethi ile Kocaeli Yarimadasinin tamami Osmanlilarin eline geçmis oluyordu. Orhan Gazi, Izmit ve havalisinin idaresini oglu Süleyman Pasa'ya verdi. Süleyman Pasa'nin halka karsi din ve milliyet farki gözetmeden âdil bir sekilde davranmasi, ve çevrelerinin tamamen Osmanlilar ile kusatilmis olmasindan dolayi civarda bulunan bir çok kale (Tarakli Yenicesi, Göynük, Mudurnu) de birer teslim oldular. Ayni sekilde Izmit Körfezindeki Gemlik, Armutlu gibi mevkiler de Kara Timurtas Bey vâsitasiyle Orhan Bey kuvvetlerinin eline geçmisti.<br /><br />KARESI BEYLIGI'NIN ILHAKI<br /><br />1340 yilina kadar Bizans topraklarinda fetih hareketlerine girisip sinirlarini genisleten Osmanli Devleti, fethedilen yerlere dogudan gelen Türkleri yerlestiriyordu. Bununla beraber Bizans topraklarinda genislemekte olan bir Türk devleti için bu kafi degildi. Çünkü Anadolu'da bulunan diger beyliklerin sinirlari, Osmanlilarin dogrudan dogruya bütün Bizansi çevirmesine imkân vermiyordu. Bu sebeple Karesi Beyligi topraklarinin alinmasi gerekiyordu. Bu, Bizanslilara karsi kazanilan zaferlerden daha önemliydi. Zira bu sayede Osmanlilar, Çanakkale'ye kadar gelerek, bogazin güney kiyilarini ellerinde bulunduracaklardi. Bu da ilk firsatta Avrupa'ya geçme imkânini saglayacakti. Böylece Orhan Gazi, Bizans'in taht kavgalarindan istifade edecek ve hatta topraklarina akinlar düzenleyip isgal edebilecekti. Gerçekten de batiya dogru açilip genisleyebilmek için sadece Istanbul Bogazina yaklasmak kâfi degildi. Ayni sekilde Çanakkale Bogazi'na da yaklasmak gerekiyordu. Zira sadece bir taraftan tutulan Marmara ile stratejik güç haline gelmek imkansizdi. Bu küçük iç deniz (Marmara) iki taraftan kiskaç içine alinmaliydi. Ancak bu sayede batiya geçilebilirdi. O dönemde batida Karesi ogullan vardi. Fakat bunlar, Çanakkale Bogazi'nin Asya yakasini elinde bulundurmanin stratejik nimetini takdir edebilecek deha ve imkâna sahip degillerdi. Bu arada Bizans da bütünüyle Güney Marmara'dan çekilmis degildi. Osmanlilar ile Karesiler arasinda Bizans'a ait bazi topraklar vardi. Osmanlilar, 741 (1342) tarihinde Ulubat, Mihaliç ve Kirmasti gibi yerleri Bizans'tan alip feth etmek suretiyle, merkezi Balikesir'de bulunan Karesiogullari Beyligi ile ayni hududlari paylasir oldular.<br /><br />Bu siralarda Karesi Beyligi'nde çikan bir hadise, Orhan Bey'e Türklerle meskûn bulunan bu topraklarin zaptinda ilk firsati verdi. O zamana kadar Osmanlilar, sadece Bizans'la muharebe etmis ve ülkelerini özellikle Bizans Imparatorlarindan aldiklari yerlerle genisletmislerdi. Ne Osman ne de oglu Orhan, Küçük Asya'da bulunan diger beylere karsi hasmane bir tesebbüste bulunmamislardi.<br /><br />Osmanli kaynaklarina göre Karesi Beyi'nin ölümünden sonra yerine oglu Demirhan geçmisti. Fakat kardesi Dursun Bey, buna muhalefet ederek veya biraderi tarafindan öldürülmekten korkarak Osmanlilara iltica etmisti. Beyligin basina geçen Demirhan'in fena ve kötü hareketlerinden dolayi Karesi ileri gelenleri (ümera), Haci Ilbeyi vasitasiyle Orhan Bey'in sarayinda bulunan Dursun Bey'i hükümdar olmak için tesvik ederler. O da Osmanli hükümdari Orhan Gazi'ye Balikesir, Aydincik ve Bergama'yi verme teklifinde bulunur. Kendisi de Truva mintikasindaki Kizilca Tuzla ile Bayramiç gibi yerlerde hükümdarligini sürdürecekti. Bu teklif ile Orhan Bey'i tahrik ve tesvik eden Dursun Bey, büyük bir ihtimalle 1345 yilinda meydana gelen Karesi seferine Orhan Bey'le birlikte istirak eder. Balikesir üzerine yürüyen Orhan'in gelisini haber alan Demirhan, Bergama kalesine siginir. Bu arada Balikesir ümerasi basta Haci Ilbeyi oldugu halde Evrenos, Ece Halil ve Gazi Fazil Bey'ler, Orhan Bey'i karsilarlar. Orhan Gazi, iki kardesi baristirmak için Dursun Bey'i Haci Ilbeyi ile beraber Bergama kalesine gönderir. Bunlar kale önüne gelip görüsmek isterler. Fakat kaleden atilan bir okla Dursun Bey maktul düser. Bundan çok müteessir olan Orhan Gazi, Bergama'ya gelip kaleyi muhasara eder. Halkin israrina dayanamayan Karesi Bey'i kaleden çikip Orhan Gazi'ye teslim olmak zorunda kalir. Bundan sonra Bursa'ya getirilen Demirhan gelisinden iki sene sonra Yumrucak (taun, veba) hastaligindan vefat eder.<br /><br />Böylece Karesi Beyligi'ne ait olan Balikesir, Manyas, Kapidagi ve Edincik gibi sehirler Osmanli topragina ilhak olunur. Karesi Beyligi'nden birçok sahil bölgesinin Osmanlilara geçmesi ile Rumeli'ye geçis kolaylasir. Bu ilhakin Orhan Bey bakimindan önemli bir yönü de bu beylige tabi degerli komutan ve emirlerin Osmanli hizmetine girmis olmalaridir. Biraz önce isimlerinden bahs edilen ve Çanakkale bogazi ile çevresini çok iyi taniyan bu degerli komutanlar sayesinde Rumeli fetihleri kolaylasmisti. Zira bunlar denizciligi de iyi biliyorlardi. Osmanlilar, Haci Ilbeyi, Ece Halil, Gazi Fazil Bey ve Evrenos Bey gibi askerî ve idarî bakimindan yönetici olacak durumdaki bu insanlardan istifade edip bilgilerinden yararlanmislardir.<br /><br />Karesi Beyligi'nin ilhakindan sonra uzun bir müddet önemli sayilabilecek bir fetih hareketine girisilmedigi anlasilmaktadir. Hammer bu sessizligin sebebi ve bu konudaki yanlis degerlendirmeler hakkinda asagidaki ifadelerle bir gerçege parmak basarak söyle der:<br /><br />"Karesi'nin fethinden sonra yirmi sene zarfinda Osmanli ülkesi yeni ve önemli bir fetih ile genislemedi. Bununla beraber tarihçilerin buradaki derin sessizlikleri, Bizanslilarin zannettigi gibi devamli kayiplarin ve bozgunluklarin bir soncu degildir. Aksine, bu dinlenme çaginda, Alaeddin (ulemadan)'in akillica görüsleri ile kurulan yeni ordunun tam ve disiplinli bir düzene sokulmasi, içerde güvenlik durumunun sarsilmaz sekilde saglanmasi gibi isleri gelistirdi. Bu ifadelerin gerçek sahidi ise Karesi bölgesinin fethinden sonra insasina baslanan câmi, medrese, imâret ve kervansaray gibi büyük binalardir. Nitekim, Orhan'in dindarligi sebebiyle meydana gelen bu müesseseler, (bes sene önce ilk medrese ve imâretin tesis olundugu) Iznik'teki müesseselerle kisa zamanda rekabet edip boy ölçüsebilecek duruma geldiler."<br /><br />îleride daha genis bir sekilde ele alinacagi gibi Osmanli Devleti'nin ilk teskilâti, Orhan Gazi zamaninda kurulmustu. Bursa ve Iznik'in zapt edilmesi, Osmanli Beyligi'nin ilk devir tarihinde önemli hâdiseler olarak mütalaa edilebilir. Orhan Gazi Beyligi'nin hududlari, artik devamli olarak genisliyordu. Yeni müesseseler ile saglam temellerin atilmasi bu siyasî varliga ve birlige bir hayatiyet saglayacakti. Zira bu beylik, yavas yavas eski asiret usûl ve kaidelerinden ayrilmak zorunda idi. Ancak bu sayede modern bir devlet olma özelligini kazanabilirdi. Bu sebeple devlet, idarî sahada adalet, askerî sahada da yeni bir sistem ve teskilât meydana getirmek ihtiyacini hissetmeye basladi. Bu konularda ulema sinifindan gelmis olan vezir Alaeddin Pasa ile Bursa kadisi Cendereli (Çandarli) Kara Halil faaliyetlerde bulundular.<br /><br />Osmanli Devleti'nin mucizeli bir sür'atle yükselis ve inkisafini bir yandan tarihî halet ve gerçeklerde, bir yandan da Islâmî prensiplerin adalet, insaf ve dinamizmine gösterilen sadakat ve saygida aramak icab eder.<br /><br />Onun için de, devletin kurulus ve yükselis hadisesini fikirden aksiyona çeviren ve kuvvetler birligini vücuda getiren faaliyetin sirrini, bu faaliyete istirak eden din, ilim, hukuk ve idare otoritelerinin kollektif idealizmi ile izah, isabetli bir inanis olsa gerekir.<br /><br />Orhan Gazi, Mevlânâ Sinan, Dursun Fakih, Davud Kayserî ve Taceddin Kürdî gibi büyük âlimler; Akça Koca, Konur Alp, Abdurrahman Gazi gibi seçme yigitler; Taptuk Emre, Gülsehrî gibi mutasavvif sairler; Abdal Musa, Abdal Murad, Doglu Baba, Geyikli Baba, Ahi Evren, Ahi Semseddin gibi ululara, çevresinde yer vermekle gerek devleti, gerek hükümdarlik makamini bir idealist üreticiler zümresine dayamis oluyordu.<br /><br />Gerçekten, seneler süren ve Osmanlilari bir hayli yoran cenklerden sonra orduyu, idareyi ve cemiyeti mayalayip yoguran manevî temsilcilerin fetih tarihindeki hikâyeleri, Asikpasazâde, Nesrî ve Ibn Kemâl gibi kaynaklarda anlatilir. Biz bu ulularin hizmet ve hikâyelerine örnek olmasi bakimindan Asikpasazâde tarihindeki bir rivayeti nakl etmekle yetinmek istiyoruz. Olay, Âsikpasazâde'nin dilinden söyle ifade edilir:<br /><br />"Hele simdi görelim Orhan Gazi Bursa'da neyler: Devletle geldi imâret yapti. Vilâyetin dervislerini teftis eylemeye basladi. Inegöl yöresinde Kesis Dagi (Uludag)'nin arasinda bir nice dervis gelmisti. Anda makam tutmuslardi. Bu dervislerden biri ayrilir varir dagda geyiciklerle yürür ve ol Turgud Alp âni sever. Orhan Gazi'ye adam gönderdi kim benim köylerim yaninda bir dervis daim ânin yanina gelir. Âninla musahabet eder. Turgut Alp pir olmustu (yaslanmisti). Geldi mukim oldu. Hayli mübarek dervistir dedi. Orhan Gazi eydür: Aceb kimin mürididir? Eydür: Sorun kendinden der. Geldiler sordular. Eydür: "Baba Ilyas müridiyim" der. "Seyyid Ebu'l-Vefa tarikatindanim" dedi. Emr etti kim getirin dedi. Geldiler davet ettiler, gelmedi. Dervis dahi haber gönderdi kim sakin gelmesin. Orhan Gazi'ye haber verdiler. Orhan Gazi yine haber gönderdi kim niçin gelmez. Veya beni niçin komaz anda varmaya. Cevab verdi kim dervisler göz ehli olur. Gözetirler dahi vaktinde varirlar kim dualari makbul olur.<br /><br />Bir nice günden sonra bir kavak agacini omuzuna kodu. Dogru Bursa'nin hisarina geldi, padisahin hisarina (sarayina) girdi. Gördüler, Han'a haber verdiler. Ol dervis geldi bir agaç dahi getirdi, kapida dikiyor. Orhan Gazi çikti gördü tamam dikmis. Dahi sormadin, Han'a eydür teberrükümüz oldukça dervislerin duasi makbuldur dedi. Hemandem dua etti, durmadi geri mekânina vardi.<br /><br />Kavak agaci simdi dahi vardir (Asikpasazâde zamani). Orhan Gazi dahi dervisin mekanina vardi. (Ey) Dervis bu Inegöl nevahisi senin olsun dedi. Dervis eydür: Mülk ve mal Hakk (Allah)'indir, ehline verir biz ânin ehli degiliz, der. Sordular: Ehli kimdir? Ayudtu: Hak Teâlâ dünya mülkünü sizin gibi Hanlara ismarladi. Kullari birbirleri ile mesalihin görsün deyü. Orhan Gazi eydür: Dervis! Nola benden su sözü kabul etsen. Dervis eydür:<br /><br />Sol karsiki tepecikten bericigi dervislerin havlicigi olsun dedi. Orhan Gazi dahi bu sözü dua aldi yine mekânina gitti."<br /><br />Kendisiyle görüsmek isteyen hükümdardan köse bucak kaçan, ne onun yanina varmaya yanasan, ne de onu kendi mekânina isteyen büyük istigna, iç zenginligi, ezeli tokluk ve gönül saltanati. Ne malda gözü var, ne mülke tamah düsürmüs. Gazi Hünkâr: "Sol Inegöl nevahisini al senin olsun" deyince "biz onun ehli degiliz" diyor. Beyin israrlari karsisinda ufku göstererek "Su tepecikten bericigi dervislerin avlucugu olsun" diyor. Sirtladigi fidani hünkarin bahçesine dikmekle de, Allah'in, mülk ve mali kendilerine ismarladigi han ve hükümdarlara yardimci ve destek oldugunu açiklamak istiyor.<br /><br />Âsikpasazâde sözlerine devamla söyle der: "Orhan Gazi o dervisin üzerine kubbe yapti. Yaninda tekye yapti. Bir de Cuma mescidi yapti. Simdiki vakitte onarilip bes vakitte padisahin ruhuna dua ederler. O zâviyeye "Geyikli Baba Tekkesi" derler."<br /><br />Devletin kurulus hamurunda mayasi bulunan tasavvuf erbabi ile Orhan Gazi'nin ilgi ve münasebetlerini anlatan Hammer, Orhan'in bu konuda babasini örnek aldigini söyleyerek su sekilde fikrini beyan eder:<br /><br />Orhan, Dervis Turud ile Kumral Abdal için tekke insa eden babasina uyarak Geyikli Baba'ya uygun bir zâviye bina ettirdi. Pek çok ziyaretçisi bulunan bu zâviye, Uludag'in eteginde ve sehrin dogu taraflarinda idi. Adi geçen dagin yüksek bir yerinde ve Gökpinari denilen yerde Doglu Baba'nin türbesi bulunur. Sehrin kapilarinda ve Uludag'in zirvesinden dogan Alisir Irmagi kenarinda Horasan'da dogmus olan Dervis Abdal Murad'in tekkesi, batida ve Kaplica yakininda Abdal Musa'nin tekke ve mezari bulunmaktadir. Bu iki baba, Bursa muharebesinde iki Abdal veya iki aziz kisi ile Sultan Orhan'a refakat ederek, gerek dualari gerekse kerametleri ile neticenin kisa zamanda alinmasina vesile olmuslardir. Bursa fatihi (Orhan Gazi), bu insanlarin civarlarinda medfun bulunduklari birçok zâviyenin insasiyle onlara karsi minnettarligini ebedîlestirmistir.<br /><br />Bu iki muttaki zatin (Geyikli ve Doglu Baba) isimleri, onlarin tabiat ve ahlâklarini çok güzel izah etmektedir. Bunlardan ilki geyiklerle birlikte yasadigi, digerinin de sadece yogurt yiyerek hayatini sürdürdügünü göstermektedir.<br /><br />Rivayete göre Geyikli Baba muhasara ordusunun önünde elinde altmis okkalik bir kiliçla bir ceylana binmis olarak harb etmistir. Abdal Murad'in, dört arsin uzunlugundaki agaç kilicindan baska bir silahi olmadigi halde hayrete deger yigitlikler gösterdigi de söylenir. Abdal Musa da pamuk ile ates toplamistir.<br /><br />Geyikli Baba Hoy'da dogmus, Osman zamaninda kerameti ile söhret bulmustu. Bu zat, daima tasavvufu vecd içinde yasar ve Uludag'da ormanlar arasinda geyiklerle birlikte günlerini geçirirmis. Orhan çagirmadikça oradan inmezmis.<br /><br />Rivayete göre yine bir gün geyige binmis ve omuzunda bir çinar dali bulundugu halde sultanin sarayina gelir. Devletin bahtliligina bir isaret ve belirti olmak üzere fidani bahçeye diker. Osmanli Devleti'nin, bu agaç gibi kök salarak dallarini uzaklara ulastiracagini ve göklere kadar yükselecegini söyler. Bu ve benzeri rivayetler, toplumun maserî vicdaninda bir karsilik (makes)bulmus olacak ki, sosyal bir vak'a olarak günümüze kadar uzantisi devam etmektedir.<br /><br />ANKARA'NIN ZAPTI<br /><br />Osmanlilar, Anadolu'da bulunan devlet ve beyliklerin topraklarini zapt edip anlari hakimiyetleri altina almak yerine bati ve hatta Trakya'da bulunan bölgeleri feth etmeyi yegliyorlardi. Çünkü Anadolu'daki beylikler de kendileri gibi Müsluman ve Türk unsurlardan meydana geliyordu. Bu bakimdan kendileri ile hasmane hareketlerde bulunmayan bu beyliklerin topraklarina karsi tamahkârlikta bulunup hiç bir sebep yokken onlari ele geçirdikleri söylenemez.<br /><br />Kurulus dönemindeki mütevazi imkânlarina ragmen, Islâm'i Anadolu'nun batisindaki topraklara tasimayi hedefleyen Osmanlilar, bu gayelerini gerçeklestirmek ve daha fazla müslüman nüfustan istifade için zaman zaman komsu Müslüman beyliklere de müdahalede bulunmuslardi. Bu sayede Istanbul ve Çanakkale bogazlarinin batisinda bulunan bölgelere de Islâm'in sesini ulastirabileceklerdi. Bunun için de Rumeli'nin fethedilmesi ve Müslümanlarin eline geçmesi gerekiyordu. Fakat bu da büyük bir nüfus ve insan gücüne sahip olmaya bagliydi. Bu sebeple Müslüman Türk nüfusu çogaltmak gerekiyordu. Bu düsüncede bulunan devlet ve idare adamlari, Bolu taraflarindan baska Ankara cihetine dogru da genislemek ve buradaki Türk nüfusundan istifade etmek gerektigine kanaat getirdiler. Öyle anlasiliyor ki Orhan Bey, Germiyan ve Karamanlilar'dan toprak kazanmayi düsünmüyordu. Zira güçlü ve kuvvetli olan bu iki Müslüman Türk Beyligi ile, ne kadar sürecegi süpheli olan bir maceraya girismek, Osman Gazi ile oglu Orhan'in takip ettikleri politikaya tamamen aykiri idi. Halbuki Bizans ve Müslüman olmayan diger devletlere karsi elde edilecek muvaffakiyetlerin verecegi san ve seref Osmanlilari o kadar yükseltecekti ki, zaman içinde Germiyan, Karaman ve diger beylikler herhangi bir çatismaya mahal kalmadan Osmanlilarin idaresini kabul edebilecek hale geleceklerdi. Osman Bey, oglu ve torununun bu politikasi ile dinî ve siyasî anlayisi, onlarin bütün davranislarinda kendini açik bir sekilde ortaya koymaktadir. Bu sebeple, Türk devletleri ile harbe girisip kuvvetlerini yipratmak Osmanlilarin aklindan bile geçmiyordu. Zira bu yol, onlari ileriye degil, geriye sürüklerdi. Öztuna'nin dedigi gibi "Rumeli maddî, fakat Anadolu mânevî güçle feth olunacakti."<br /><br />Osmanlilarin, komsu ve kardes beyliklerle herhangi bir çatismaya girismeksizin ihtiyaç duyduklari Türk nüfusunu çogaltmak, bir bakima Aricara'nin ele geçirilmesi ile mümkündü. O dönemde Ankara Ahi'lerce idare edilen müstakil bir sehir devleti idi. Karamanogullari'nin Ankara üzerinde birtakim emelleri varsa da fiilen onlarin topragi ve sinirlari içinde bulunmadigi için bu yüzden Osmanlilarla harb etmeyi göze alamazlardi.<br /><br />Anadolu'nun mühim merkezlerinden birisi olan Ankara, merkezi Sivas olmak üzere kurulmus bulunan Eretna Beyligi (1335-1381)'nin idaresi altinda bulunmakta ve bu beyligin en bati ucunda yer almakta idi. Eretna Beyi Alaeddin'in vefati üzerine yerine geçen ogullari zamanindaki karisiklik, Ankara'yi bir müddet Karamanogullari'na daha sonra da müstakil bir idarenin, Ahilerin eline geçmesine sebep oldu. Bu karisikliklardan istifadeyi düsünen Orhan Bey, oglu Süleyman Pasa komutasinda gönderdigi bir ordu ile Ankara'yi zapt ederek (1354) Osmanli ülkesine katar. Böylece Osmanlilarin dogu hududunda bulunan kuvvetli bir nokta elde edilmis oldu. Ankara'nin Osmanlilar'a ilhaki mühim bir hadisedir. Bu hadise (Ankara'nin ilhaki), Osmanlilari Sakarya ile Kizilirmak arasindaki topraklara hakim kilmistir. Kizilirmak çevresinin bütünüyle fethi de bir mânâda Anadolu hâkimiyeti demekti. Ankara 1361-1362 arasinda 1 yil kadar Osmanlilarin elinden çikmissa da, 1362'de Sultan Murad tarafindan çevresi ile birlikte tekrar Osmanlilara kazandirilmisti.<br /><br />RUMELIYE GEÇIS<br /><br />Bilindigi gibi Asya, eskiden beri bilinen ve insanlik tarihinin besigi olarak kabul edilen bir kitadir. Bu bakimdan gerek Türk, gerek Avrupali ve gerekse diger bir çok milletin ilk yurdudur.<br /><br />Kavimler göçü sonunda insanlar, farkli bölgelere dagilarak hayatlarini sürdürdüler. Bu siralarda bazi Türk kabileleri de Asya'dan Avrupa'ya geçerek göçmen milletler arasindaki yerlerini aldilar. Buna göre Avrupa ve özellikle Balkan Yarimadasi daha o zamandan beri Türklere yabanci olmayan ve onlar tarafindan taninan bir yerdi.<br /><br />Avrupa'ya geçmis bulunan Türk kavim ve kabileleri, asirlari içine alan uzun bir zaman zarfinda surada burada vakit geçirmis olduklarindan tarih sahnesinde pek gözükmeye imkân bulamamislardi. Bunlar, ancak Bulgar, Macar, Sirp, Ulah ve diger kavimlerin, Bizans Imparatorlugu ile yapilan mücadelelerinden sonra meydana çikmislardi. Osmanlilardan önce Avrupa'ya geçmis bulunan bu insanlar, Türk, Peçenek, Kuman, Alan, Yürük, Türkmen ve Tatar gibi isimlerle ortaya çikmislardi. Bunlar, bazan Bulgar, bazan Macar, bazan da Ulah gibi kavimlerle birleserek Bizans'a karsi mücadeleye giristikleri gibi bazan da kendi baslarina ve yalniz olarak mücadele etmislerdir. Bu Türkler, kendileri ile tesrik-i mesaide bulunduklari milletlerle zaman içinde kaynasmis, onlarin kültür degerlerine katkida bulunmus, meydana gelen harplerde büyük kahramanliklar göstermislerdir. Bununla beraber zaman zaman da savaslarda maglub olan bu Türklerden bir kismi yine kendi öz yurtlari olan Asya'ya dönmüs, bir kismi da galip gelen devletlerin içinde ve onlarin dinleri olan Hiristiyanligi kabul ederek hayatlarini devam ettirmislerdir. Bu sebepledir ki, Türkler Rumeli'ye ayak bastiklari zaman yer yer Ortaasya göçlerinden artakalmis ve zamanla Ortodoks kilisesine baglanmis topluluklarla karsilasmislar. Zira, bilhassa 5. asirdan beri Ortaasyadan bosalircasina akan Türk kavimleri bugünkü Rusya'yi asip Dogu Avrupa'ya, Mora'ya, Adriatik kiyilarina ve Avrupa'nin kuzey sahillerine kadar uzanarak zaman zaman hakimiyetler kurmus, kismen Cermenler, daha genis ölçüde de Slavlar ile karsilasarak dil ve din degistirmislerdir. Bilhassa Bizans Imparatorlugunun siyasî hududlari içine yerlesen kavimler, Ortodoks birligine girmis olmakla beraber, bu topluluklardan dillerini, millî ve kavmî özelliklerini muhafaza edenler de oldukça mühim bir yekûn teskil ediyorlardi. Hatta X. asir Bizans ordulari içinde Slavlar, Iskandinavyalilar, Ruslar, Iberler, Kafkasyalilar, Araplar, Sicilya Normanlari oldugu gibi, Hazarlar, Peçenekler ve Fergana Türkleri gibi Türk kavimleri de mühim bir yekûn tutuyorlardi.<br /><br />Malazgirt zaferi ile Müslüman Türkler lehine neticelenen Selçuklu-Bizans karsilasmasinda, bir ifadeye göre Bizans ordusunda bulunan Uz veya Peçenekler kendi dillerini konusan, kendi kanlarini tasiyan irkdaslarina karsi cenk etmeyi kabul etmeyerek atlari ve silahlari ile beraber Selçuklu ordusuna katilmislardi.<br /><br />Daha önce de kismen temas edildigi gibi asirlar boyu dalgalana dalgalana kabarip tasan Türk seli, ayak bastigi ülkelerin siyasî, ictimaî ve etnik bünyesinde derin iz ve eserler birakmis olmakla beraber, bazan da kendileri bu tesirlerin altinda kalmislardi. Nitekim, Bizans'in dinî temellere dayali olarak kolonize ettigi diger kavimlerle birlikte Türkleri de Ortodoks birligine çektigi anlasilmaktadir. Bu yüzden Bizanslilar, Türkleri de bu kültür ve din kaynasmasiyla kendi millî hüviyetlerinden soyma politikasi güdüyorlardi. Öyle ki bazan harp esiri olan Türk hükümdarlari, ordulariyla birlikte hiristiyanligi kabul ediyor, bazi kabileler de reisleriyle beraber din degistiriyorlardi. Bizans devlet politikasinin, asilzâdelik ünvanini vermek ve toprak bagislamak gibi tavizleri, yine Ortodoks cemaatine yeni dindaslar kazandiriyordu. Bazan da mecburî göçler yaptirilmak suretiyle Türk kavimleri, Helen harsinin (kültür) kesif oldugu bölgelere sürülüyordu. Böylece onlari kendi kültürleri içinde eritip yok etme politikasini güdüyorlardi.<br /><br />Esasen, asirlardir binlerce kilometreyi asarak Ortaasya'dan gelen çesitli Türk kabileleri, bir yandan Cermen, bir yandan Slav tesiri altinda yerli halkin dillerini, dinlerini, toplum ve site hayatlarini benimseyerek onlarin içinde erimis bulunuyorlardi. Buna paralel olarak Bizans da hududlari içinde iskân edilen veya vazife alan yahut da esir edilen zümreleri, Ortodoks birligi ve Helen kültürünün baskisi altinda kavmî ve millî hüviyetlerinden çikarmis bulunuyordu.<br /><br />Kilise ve misyon teskilâti, Türk kabilelerinin alnindaki tarihî kaseyi örtmek için Bizans'a bir hayli yardimci olmustur. Bizans'in bu neviden faaliyetleri her zaman asiri olagelmistir. O kadar ki, Yukari Tuna Steplerinden Kafkaslara ve Habesistan'a kadar bütün güney ülkeleri halkini, Incil'e baglamak yolunda muazzam bir teskilât hüküm sürmüstü.<br /><br />Görüldügü gibi bir koldan Stepler memleketine, Dogu Avrupa'ya Bizans ve Mora'ya; bir koldan da Iran, Mezopotamya, Suriye ve Arap ülkelerine yayilan Türk kabileleri farkli baskilar altinda eriyip yok olmus bulunuyorlardi. Iste Çin, iste Hind, iste Iran, asirlarca topraklarina yürüyen bu dalgalari kendinden seçilmez hâle getirmis, hatta defalarca kurduklari siyasî hâkimiyete ragmen adlari ve sanlari bile silinip gitmistir.<br /><br />Surasi üzerinde dikkatle durulmasi gereken bir husustur ki, eger arkadan Osmanlilar yetismeselerdi Küçükasya Türklügü de ayni akibete ugrayacakti.<br /><br />Tarihin, gerçekleri konusan dudagi sahittir ki, zaman sisleri arasinda kaybolagelen mazi miraslarini geri alip dört basi mamur bir Türk devleti kurmak ve onu tarihî hassalari ile yasatmak kudretini yalniz Osmanlilar gösterebilmistir.<br /><br />Iste yine bu Müslüman Osmanli Türklügüdür ki, Rumeliye adim atar atmaz çesitli devletlerin kültür ve diplomasisi tarafindan temsil edilmis bir Ortaasya bakiyesi ile karsi karsiya geldi. Bu topraklarda yerlesmis fakat kültür ve kavmî itiyadlarini kiskanç bir muhafazakârlikla saklamis olan bu Türk topluluklari da hakim millet olarak karsilarina çikan irkdaslarina derhal sarildilar ve onlarin idarelerine girmekte tereddüd etmedikten baska, fütuhat ve yerlesme davalarinda soydaslarina yardimci oldular.<br /><br />Böylece idarî, askerî, sosyal, dinî ve tekmil bütün müesseseleri ile Rumeli'ye akmaya baslayan Osmanlilar, yalniz kendi irk ve medeniyetleri için yeni bir ülkeye sahip olmakla kalmayacaklardir. Zira asirlardir çesitli kavimlerin bir cenk ve mücadele sahnesi olmus bulunan Balkanlar'da baris ve huzuru iade ederek tarihe karsi serefli bir borcu yerine getirmeye hazirlaniyorlardi.<br /><br />Gerçekten de Hammer'in tesbitlerine göre Süleyman Pasa'nin Rumeli'ye geçisi, Türkler tarafindan gerçeklestirilen 18. geçis olmaktadir. Bundan önce Türkler su veya bu sekilde Rumeli'ye ayak basmis ve bölgede çesitli faaliyetlerde bulunmuslardi. Fakat bunlar genellikle geçici bir süre için oldugundan bilhassa Osmanli tarihçileri tarafindan üzerinde fazla durulmamistir. Ama Orhan Gazi'nin oglu Süleyman Pasa'nin geçisi, artik Müslüman Türklerin orayi vatan edinmelerine zemin hazirlamisti. Osmanli tarihçileri, daha önceki geçisler üzerinde fazla durmazlar. Zira onlara göre önceki geçisler, devamli bir fetih ve yerlesmeye yetecek kadar bir sebep teskil etmezler. Bu bakimdan bu geçisler, üzerinde fazla durmaya degmez görünmüstür. Bizans tarihçilerinden de sadece Kantakuzen, Süleyman Pasa'nin geçisinden fazla teferruata girmeden ve geçisin detaylarina inmeden ana hatlari ile söz eder. Buna karsilik Türk tarihçileri bu geçisi tafsilatli bir sekilde anlatirlar. Böylece, halk arasinda Osman Gazi'nin rüyasinin yavas yavas gerçeklesmek üzere oldugu kanaati da yayginlasmaya baslar.<br /><br />Bilindigi gibi XIV. asrin baslarindan itibaren içten içe çökmeye yüz tutan Bizans Imparatorlugu'nun topraklarinda, Sirbistan ile Bulgaristan devletlerinin gözü vardi. Bu devletler, imparatorlugun varisleri olmak için bazi faaliyet ve çalismalarda bulunuyorlardi. Bu dönemde, siyasî, ekonomik, sosyal ve hatta dinî buhranlar içinde bulunan Bizans'in fazla uzun ömürlü olamayacagi biliniyordu. Bu bakimdan, adi geçen devletin mirasindan Osmanlilar da istifade etmeyi düsünmek zorunda kaldilar.<br /><br />Bu üç devlet, gayelerini gerçeklestirmek ve en büyük hisseyi elde etmek için büyük gayretler sarf ediyorlardi. Bu bakimdan Osmanli Beyligi'nin ilk müessisi Osman Bey ve özellikle oglu Orhan, Bizans'in gerek iç, gerekse dis durumunu yakindan takip ediyorlardi. Hatta bu yüzden olsa gerek ki, ya basta bulunan idarecilere (hükümete) yardim etmek veya partilerden birini rakiplerine karsi daha faal bir rol oynamak için desteklemeye çalisiyorlardi. "Osmanlilarin, Bizans Devleti'ni sadece Avrupa kitasina sürmüs olmakla iktifa etmeyerek, orada da Osmanli Beyligi'nin menfaatlerini temine ugrasmalari bunun içindir. Lakin bu ilk faaliyetlerden her zaman kat'i ve fiili neticeler beklenmeyecegi de muhakkakti. Yani Osmanlilarin baskin yaptiklari veyahut yardim maksadiyla girdikleri yerleri istilaya kalkismayarak evvela kendilerine zemin hazirlayacaklari gayet tabii idi. Orhan Bey,henüz babasi Osman Bey'e vekâlet ettigi tarihlerden itibaren, Trakya sahillerine birçok çikartmalar yaptirarak bu havalinin vaziyetini iyi bir surette ögrenmisti."<br /><br />Gerek Katalanlar, gerekse Latinlerle iyi iliskileri olmayan ve Latinlerin Istanbul'u alip Bizans Imparatorunu Anadolu'ya atmak için gösterdikleri çabalar yüzünden Bizans Imparatoru, Osmanlilara karsi zaman zaman yumusak bir siyaset takib etme ihtiyacini duymustu. Hatta bu ihtiyaç, onun Osmanlilar'dan yardim istemesine kadar variyordu. Bizans Imparatoru Kantakuzenos'un sik sik Osmanlilarin yardimina ihtiyaç duymasi, gelecekteki bu tür seferler için Bolayir yakinindaki Çimbi (Çimpe)'yi askerî bir üs olarak Osmanlilara vermesine sebep oldu. Bu konu ile ilgili kaynaklar su bilgileri vermektedir:<br /><br />Damadi Orhan Bey'in verdigi kuvvetler ile, sikisik bir durumdan kurtulmaya muvaffak olan Kantakuzenos, zaman zaman da Papaya müracaat edip Haçli seferlerinin tertip edilmesini isterken, basi sikistikça da Orhan Bey'e bas vurmaktan geri kalmiyordu. Nitekim 1349'da Sirbistan krali Stefan Dusan, Selanik sehrini zapt etmek üzere iken Kantakuzenos'un Orhan Bey'e müracaat ile temin ettigi ve Orhan Bey'in oglu Süleyman Pasa idare ve komutasinda bulunan 20.000 kisilik Osmanli kuvveti, onun lehine olmak üzere vaziyeti kurtarmisti. Bu sirada Bizans donanmasi ile birlikte bir miktar Osmanli deniz kuvvetlerinin de harekata istirak ettigi görülür. Bu hadiseden kisa bir müddet sonra Kantakuzenos ile imparatorluk ortagi olan V. Ioannes arasinda mücadele alevlendigi zaman Orhan Bey, Cenevizliler ile birlikte yine Kantakuzenos tarafini tutmus ve yardimci kuvvetlerini göndererek bir taraftan Edirne'de kusatma altinda bulunan Kantakuzenos'un oglu Mateos'u kurtarmis, öbür taraftan da 10.000 kisilik bir kuvvetle Dimetoka'da Sirp ve Bulgarlara karsi mühim bir galibiyet elde etmisti. 1352 yilinda meydana gelen bu hadisede Osmanli kuvvetlerine Süleyman Pasa komuta ediyordu. Süleyman Pasa, bu vazifesini basari ile yapip Anadolu'ya dönerken, bir miktar askerini de Kantakuzenos'un bu yardima karsilik olarak Gelibolu yarimadasinda vermis oldugu Çimbi kalesinde birakmisti.<br /><br />Böylece Osmanlilar, Bizans'taki taht ve saltanat mücadelesine 1345'ten itibaren karismis, fakat buna karsilik hem ileride kendi hesaplarina yapacaklari Rumeli fütuhati için tecrübe kazanmis, hem de Rumeli yakasinda yerleserek bir hareket üssüne sahip olmus bulunuyorlardi.<br /><br />Gerçekten, Orhan Bey saltanatinin üçüncü ve son devresi, 1353'ten itibaren Rumeli'ye yerlesmek seklinde basladi. Bu yerlesme ve fütuhat, Kantakuzenos ile de ciddi anlasmazliklarin meydana gelmesine yol açti. Zira Kantakuzenos, Osmanlilarin Avrupa mintikasina yerlesmelerinin kendileri için ne kadar tehlikeli oldugunu anlamisti. 1354'te Orhan Bey kuvvetlerinin Bolayir ve Tekirdagi'na kadar bütün Marmara kiyilarina sahip olduklarini gördükten sonra buna mani olmayi düsünmüstü. Bu sebeple Orhan Gazi'ye haber gönderip 10.000 altin karsiliginda Çimbi'yi satin almak istedigini bu arada Türk kuvvetlerinin Gelibolu'yu terk ve tahliye etmelerini, Izmit'te kendisi ile görüsmek arzu ettigini bildirdi. Buna karsilik Orhan Gazi, imparatorun kendisine yardim karsiligi verdigi Çimbi'yi teklif geregince terk edebilecegini, fakat Gelibolu'yu bizzat kendi kuvvetlerinin zapt etmis olmasindan dolayi iade edemiyecegini ve hastaligi sebebiyle de kendisi ile görüsemeyecegini bildirdi. Gerçekten Kantakuzenos Izmit'e kadar gelmis olmasina ragmen Orhan Bey ile görüsemeden Istanbul'a döndü. Kantakuzenos bu durumda Sirp ve Bulgarlarla birlikte olup Balkanlarin Osmanlilara karsi muhafaza ve müdafaa edilmesi hususunda basarisiz bir tesebbüste bulundu. Kantakuzenos, bundan kisa bir müddet sonra Bozcaada'daki hapishaneden, Venediklilerin yardimi ile kurtulup gelen rakibi Ioannes'e saltanati birakmak zorunda kaldi. Bundan sonra bir manastira çekilen Kontakuzenos damadi Orhan Bey ile olan bütün münasebetlerini kesti.<br /><br />Gelibolu yarimadasinin Osmanlilar tarafindan feth edilmesi, Bizans'i alt üst etmisti. Kantakuzenos buna sebebiyet vermekle itham edilmis, bu yüzden imparatorluk tahtindan da feragat edip bir manastira çekilmek zorunda kalmisti.<br /><br />Böylece, Osman Gazi'nin, oglu Orhan tarafindan titizlikle takip edilen dahiyane projesi, gerçeklesmis oluyordu. Artik, Ege ile Karadeniz'e hakim olan Marmara'nin bir iç deniz haline getirilmesi an meselesiydi.<br /><br />Süleyman Pasa, 1354'ten itibaren Rumeli'de (Gelibolu) kendisi için yaptirdigi sarayda oturmaya basladi. Orhan Bey, ogluna büyük bir selahiyet ve yetki vermisti. Bu arada Orhan Bey'in ikinci oglu ve Süleyman Pasa'niri ana baba bir kardesi Murad Bey, Haci Ilbeyi, Lala Sahin pasa, Evrenos Gazi, Gazi Fazil ve Ece Yakub Bey gibi degerli komutanlar, Süleyman Pasa'nin kurmay heyetini teskil ediyorlardi.<br /><br />1358 veya 1359 yilinda bir avi takib ederken atindan düsüp kaza neticesi vefat eden Süleyman Pasa, o siralarda 43 yaslarinda bulunuyordu. Süleyman Pasa'nin vefati üzerine o siralarda 33 yasinda bulunan kardesi Murad Bey, onun yerine tayin edildi. Böylece Murat Bey veliahd da olmus oluyordu.<br /><br />Gazi Siileyman Pasa'nin vefati üzerine Rumeli'deki fütuhat harekatinda bir duraklama görüldüyse de bu durum Lala Sahin Pasa, Haci Ilbeyi ve Evrenos Bey gibi dirayetli emirler tarafindan büyük bir çözülmeye sebep olmadan ber taraf edildi.<br /><br />Süleyman Pasa, feth ettigi yerlerde yerli halka çok iyi davraniyordu. Onlara, Bizans idaresinden çok daha iyi imkânlar hazirliyordu. Böylece halefi olan ve daha sonra Sultan I. Murad adini alacak o büyük hükümdara fütuhatinin yollarini çizmis oluyordu. Süleyman Pasa, feth ettigi Bolayir'daki türbesine defn edildi. Kendisinden asirlarca sonra gelecek ve gerçekten büyük bir hükümdar olan Sultan II. Abdülhamid, bu mezari yeniden yaptirmistir.<br /><br />Süleyman Pasa'nin, Melik Nasir, Ismail ve Ishak adinda üç oglu ile iki kizinin bulundugu belirtilmektedir. Ogullarindan Melik Nasir denizde bogulmustur ki bu hadise Süleyman Pasa'nin sagliginda olmalidir.<br /><br />Büyük oglunun ölümü haberiyle son derece sarsilan Orhan Bey, Bolayir'a gelip oglunun kabrini ziyaret eder. Fütuhati, veliaht olan oglu Murad Bey'e emanet ettikten sonra Bursa'ya döner.<br /><br />Babasindan devr aldigi küçük beyligi iki misli büyüterek, teskilatli bir devlet haline getiren Orhan Gazi, Mart 1362'de vefat etti. Onun vefati esnasinda oglu Murad, Rumeli'de devletin esas kuvvetlerinin basinda bulunuyordu. Trakya fetihleri ile büyük ve hakli bir ün kazandigindan baska, Bizans'a karsi yapilan savas ve fütuhat politikasini temsil ettiginden, o dönem devlet islerinde büyük bir nüfuzu bulunan ahiler ile gazilerin destegini alarak babasinin yerine tahta geçti.<br /><br />Osmanlilarin, Gelibolu'ya yerlesmeleri, Avrupa'nin dikkatini çekmisti. Bu hareket, Müslüman bir toplumun kendi kitalarinda yerlesmesi tehlikesini gündeme getirmisse de Balkan devletlerinin birbirleri ile ugrasmalari yüzünden o taraflarda bulunan Türkler için bir tehlike arz etmiyordu. Bu bakimdan Osmanlilarin Balkan yarim adasina yayilma düsüncesi, esas politikayi teskil ediyordu. Bununla beraber Sirp, Bulgar, Macar, Bizans ve Venediklilerin birlikte müdahale etmeleri ihtimali göz önünde bulundurularak derhal köklü bir yerlesme siyasetinin tatbikine baslandi. Bu gayenin gerçeklesmesi için Anadolu'daki Osmanli arazisinden (Yani Karesi taraflarindan) bir kisim yörükleri nakl edip yerlestirdiler. Bu konuda Asikpasazâde, Süleyman Pasa'nin, babasi Orhan'dan oraya yerlestirilmek üzere nüfus nakline dair olan arzusu hakkinda su bilgileri verir.<br /><br />"Atasi Orhan Gazi'ye haber gönderdi kim devletlu himmetinle Rum eli feth olunmaga sebep olundu. Kâfirler gayet zebundur. Imdi söyle malum ola kim bu taraftan feth olan hisarlara ve vilayetlere ehl-i Islâm'dan çok âdem gerektir. Bu feth olunan hisarlar içine koymaya ve hem yarar gaziler gönderin. Orhan Gazi dahi kabul etti. Vilayetine göçer Kara Arap evleri gelmisti. Onlari Rum eline geçirdi. Bir nice zaman Gelibolu nevahisinde sakin oldular." Orhan Gazi bununla da yetinmeyerek, feth edilen bu yerlerdeki insanlardan askerî sinifa mensub olanlari da Anadolu'ya naklettirmisti. Nitekim kaynagimiz bu konuya temasla söyle der:<br /><br />Rumeli'ye yerlestirilen bu yörüklere karsilik elde edilen yerlerin askerî sinifina mensub Rumlarini da ileride isyan çikarabilir endisesiyle Balikesir ve havalisine nakl ettiler.<br /><br />Anlasilan o ki Osmanlilar, Rumeli'ye geçtikten sonra sadece askerî tedbirlerle buralarda kalamayacaklarini biliyorlardi. Bunun için köklü bazi tedbirlere bas vurmak gerekiyordu. Bu tedbirlerin basinda, yabanci unsurlarin bulundugu yerlerde o bölgenin siyasî ve askerî emniyetini saglamak ve bos bulunan sahalari iskâna açmak için Anadolu'dan Rumeli'ye Müslüman Türk unsurunun geçirilmesi geliyordu.<br /><br />Biraz önce de temas edildigi gibi bu sebeple Balikesir bölgesinde yasayan Türk asiretlerinden bir grup 1357 tarihinde Rumeli'ye geçirildi. Bu grup önce Gelibolu bölgesine, sonra da Hayrabolu'ya yerlestirildi. Ilk grubun geçmesinden sonra akillica yapilan propagandalar, Anadolu'dan pe çok ailenin Rumeli'ye geçmesini sagladi. Bunlarin büyük bir kismi, verimli topraklara yerlesip ziraatla mesgul olmaya basladi. Bir kismi ise Gelibolu'nun kuzey bati taraflarina giderek begendikleri yerlere yerlestiler. Bunlar, gerektigi zaman toplu olarak akinlara bile katildilar.<br /><br />Osmanli kaynaklan, büyük ölçüde birbirlerinden nakiller yapmak suretiyle Süleyman Pasa'nin, Çimbi kalesinin karsisinda ve Anadolu sahillerinde bulunan Viranca Hisar'dan Rumeli sahiline nasil adam geçirdiklerini ve o sahillerde nasil faaliyetlerde bulunduklarini detayli bir sekilde anlatirlar. Asikpasazâde'nin verdigi bilgi, tarihî bir malumat olarak bu konuda su ifadelere yer vermektedir:<br /><br />"Bir gün memleketi gezerken Aydincik'a geldi. Temasa etmeye basladi. Bir garip binalar gördü. Biraz durdu. Hiç kimseye söylemedi. Ece Beg derler bir aziz er vardi. Hayli bahadir olarak anilirdi. Süleyman Pasa'ya:<br /><br />"Han'im düsünceye daldin" dedi. Süleyman Pasa: "Bu denizi geçmeyi düsünüyorum, öyle geçsem ki kâfirin haberi olmaya" dedi. Ece Beg ve Gazi Fazil: "Biz ikimiz geçelim, Han'im görsün" dediler. Süleyman Pasa: "Nereden geçersiniz" dedi. Dedtier ki "Han'im! Burada bir yer var ki yakindir. Geçecek yerlerdir." Gittiler. O yere vardilar ki orasi Görece'den asagi deniz kenarinda Viranca Hisar'dir.<br /><br />Çimbi'nin karsisinda Ece Beg ile Gazi Fazil çabucak bir sal yaptilar. Bindiler, Çimbi Hisari'nin civarina çiktilar. Baglarinin arasinda bir kâfir ele girdi. Getirdiler, sala koydular. Hemen Süleyman Pasa'ya getirdiler.<br /><br />Süleyman Pasa bu kâfire bir kaftan giydirdi. Basina bir sapka verdi. Beline bir kusak ayagina da ayakkabi verdi. Kâfiri donatti. Kâfire dedi ki:<br /><br />"Sizin hisarinizda yer var midir ki, kâfirler duymadan içeri girelim. Kimse bizi görmesin?" Kâfir "Ben sizi söyle ileteyim ki kimse görmeden sizi hisara koyayim" dedi. Çabuk birkaç sal daha yaptilar. Süleyman Paça yetmis-seksen yarar er aldi. Geceleyin geçtiler. Bu kâfir, dogru Çimbi Hisari'nin bir ters dökecek yeri vardi. Bu müslümanlari oraya götürdü. Hemen oradan hisara girdiler. Kâfirlerin de çogu disarda baglarinda ve harmanlarindaydi. Zira o vakit, harman vakti idi. Elhasil hisari aldilar. Kâfirlerini incitmediler. Belki kâfirlere dahi ihsanlar ettiler. Içinden bir kaç taninmis kâfiri tuttular. Bu hisarin limaninda gemiler vardi. O gemilere koydular. Karsida oturan askere gönderdiler. Velhasil o gün ikiyüz adam geçirdiler.<br /><br />Ece Beg, hisarin atlarina bindi. Bolayir yaninda Akça Liman derler bir liman vardi, oradaki gemileri yakti. Oradan sürdü yine hisarina geldi. Bu hisarin (Çimbi) limaninda olan gemileri sakladilar. Durmadilar, adam geçirdiler. Elhasili askerlerin çogunu yanlarina getirdiler. Bu kâfirlerden hiç kimseyi incitmediler, gönüllerini aldilar. Onlar da kendilerini güvenlik içinde buldular. Kadinlarini da kendilerini de hos tuttular. Kâfirlerin gemicilerini gemilere koydular. Kendileri baslarinda durdular. Daha hayli adam geçirdiler. Bir iki gün içinde iki bin er geçirdiler. Bu kâfirler (Çimbi kâfirleri) gaziler ile ittifak ettiler.<br /><br />Yürüdüler. Bir gece Ayaslonca (Ayasilonya) derler bir hisar vardi, onu dahi aldilar. Ehl-i Islâm elinde hisar iki oldu. Bunun halkinin dahi gönlünü hos tuttular. Bu iki hisari saglamlastirdilar. Hayli adamlar da Aydincik'tan gemi ile geldiler. Süleyman Pasa "Bu hisarlardan sipahi olan kâfirleri çikarin. Evleri ile Karesi iline iletin ki, bunlardan sonunda bize bir kötülük gelmeye" dedi. Öyle yaptilar.<br /><br />Bir iki ay bu hisarlari iyice saglamlastirdalar. Durmadilar. Her yerden istegi olani getirdiler.<br /><br />Birgün, Gelibolu'nun kâfirleri bunlarin üzerine gelmek için toplandi. Bunlar da hemen karsiladilar. Savas oldu, kâfirleri kirdilar. Hisarin kapisini yaptirdilar. Yakub Ece'ye ve Gazi Fazil'a yoldaslar verdiler. Bunlari Gelibolu'ya havale ettiler. Gece, gündüz bunlar Gelibolu kâfirlerine huzur vermez oldular. Iskelesine dahi gemi birakmaz oldular ki çika. Bu iki gaziye hayli yarar gaziler verdiler. Onlari Gelibolu ucuna koydular. Bolayir'da oturdular."<br /><br />Bu tarihî metinden anlasildigina göre Osmanli, daha o dönemlerde bile müslüman olmayan ve hatta kendileri ile mücadele eden bu insanlara karsi gerçek bir hosgörü ile muamele etmisti. Osmanlilarin, hareket ve davranislarindaki basarinin sirrini bu anlayista aramak gerekir.<br /><br />EDIRNE'NIN FETHI<br /><br />Osmanli fethinden önce küçük bir sehir olan ve günümüzde "Kaleiçi" denilen sinirla çevrili bölgeden ibaret olan Edirne, Balkanlara geçip orada tutunmak ve hakimiyet kurmak için stratejik önemi haiz olan bir sehirdi. Bizans Imparatorlugu'na bagli idi.<br /><br />Süleyman Pasa'dan sonra Rumeli'nin ikinci fatihi diyebilecegimiz Sultan I. Murad, bu sehrin askerî önemini anlamisti. Bunun için de Edirne'yi feth etmeyi kendisine hedef olarak seçmisti. Ankara'nin yeniden alinmasindan sonra artik sira Edirne'ye geliyordu.<br /><br />Kaynaklardan büyük bir kisminin, Sultan Murad'in, babasini müteakip Osmanli tahtina geçmesinden sonra feth edildigini bildirdigi Edirne'nin zapti, Osmanlilarin Avrupa'ya kesin bir sekilde yerlesmeye çalistiklarinin isareti idi.<br /><br />Sultan Murad, Ankara'dan döndükten sonra Trakya'ya geçip faaliyetlere baslar. Gerçi Osmanlilar, Imparator Kantakuzenos'a defalarca yardima geldikleri zaman, gerek Edirne'nin, gerekse bütün bir bölgenin ehemmiyetini anladiklari gibi ulasim ve stratejisini de anlamislardi. Bundan dolayi Edirne'nin gerisini emniyet altinda bulundurmak ve Istanbul tarafindan gelebilecek bir Bizans taarruzuna mani olmak için Tzurulon denilen ve daha önce alinip sonradan elden çikmis bulunan Çorlu'nun alinmasi gerekiyordu. Buraya hücum eden Osmanli birlikleri, kisa zamanda burayi tekrar alip surlarini yiktilar. Buradan piskoposluk merkezi olan ve Arkadiopolis denilen Lüleburgaz'a geçtiler. Burayi da kisa bir zamanda ele geçiren Osmanlilar, buranin surlarini da yiktilar. Lüleburgaz'in zaptindan hemen sonra Anadolu'dan göçmenler nakl edilerek buraya yerlestirildi. Bu, Büyük Selçuklularin Anadolu'daki yerlesme siyasetlerinin bir benzeri idi. Böylece Osmanlilar'in Trakya'yi da Islâmlastirmaya yönelik gerçek maksatlari ortaya çikmis oluyordu.<br /><br />Bizans tarihinden bahs eden Dukas, Sultan Murad'in Trakya'daki faaliyetlerinden bahs ederken söyle der:<br /><br />"Ayni sene zarfinda, Türk basbugu Orhan dahi vefat ederek, beyligini oglu Murad'a terk eyledi. Murad Bey, Trakya sehirlerinden birçoklarini hükmü altina aldiktan sonra, Edirne'yi muhasara etti. Selanik'ten baska bütün Tesalya kitasini zapt etti. Bu suretle Murad, Bizanslilara ait tekmil yerleri ele geçirdikten sonra Trivalya (Tuna nehri ile Bati Trakya arasinda kalan bölge)'ya geldi.<br /><br />Görüldügü gibi Sultan Murad, Edirne yolu üzerinde bulunan ve daha önce düsman eline geçmis olan Çorlu ile Lüleburgazi aldiktan sonra Edirne üzerine yürüyüp orayi feth etti. Bu arada Bizans'in daha önce geri almis oldugu Malkara, Kesan ve Ipsala, Gazi Evrenos Bey tarafindan tekrar zapt edilip Osmanli idaresine katildi. Haci Ilbeyi ise Enez Körfezi üzerinde ve Meriç'in batisinda bulunan Dedeagaci (Megri-Makri) kasaba ve limanini aldi. Buradan da Kuzeye dogru Meriç'i takib etmek suretiyle Didimatihon denilen Dimetoka'yi zapt etmisti.<br /><br />Evrenos ve Haci Ilbeyi, yukarida belirtilen yerleri elde ettikleri sirada bütün komutanlarin davetiyle Lüleburgaz mevkiinde toplanan bir harp meclisinde, verilen karar üzerine beylerbeyi Lala Sahin Pasa büyük bir kuvvetle Edirne üzerine sevk edildi. Bulgarlarin, Rumlara yardim etmeleri ihtimaline karsi sag koldan Karadeniz sahiline dogru ilerleyen bir kisim kuvvetler, Kirklareli'ni isgal; Serez ve Drama taraflarinda bulunan Sirplarin da müdahale edebilecekleri düsünülerek sol kola memur edilmis olan Evrenos kuvvetleri de Dimetoka'nin batisina dogru sevkedilerek savunma tertibati alindi. Nihayet Babaeski ile Pinarhisar arasinda Sazlidere mevkiine kadar gelmis olan Rum ve Bulgar kuvvetleri ile yapilan kesin bir meydan muharebesi sonunda düsman bozuldu. Bunun sonucunda da Edirne zapt edildi (764 H. / 1363 M.). Edirne'de bulunan Rum komutan ise Meriç nehrinin kabarmasindan istifade ile bir gece, maiyetinin bir kismi ile bir kayiga atlayip Enez'e kadar inerek oradan da Sirp ülkesine kaçmaya muvaffak oldu.<br /><br />Sultan Murad, Edirne vaziyetini yoluna koyduktan sonra Beylerbeyi Lala Sahin Paça'yi burada birakarak kendisi Dimetoka'ya gitti. Bir müddet için orasini kendisine karargah yapti. Orada bir cami ile kendisine bir saray yaptirdi.<br /><br />Sultan Murad, bununla yetinmeyerek faaliyetlerine devam etti. O, Lala Sahin'i kuzeyde Filibe ve Zagra taraflarina sevk ettigi gibi Evrenos Beyi de Bati Trakya'nin fethine (Gümülcine) memur etti. Lala Sahin Pasa pirinç ziraatiyle meshur olan Filibe (Plovdiv)'i muhasara etti. Bu kusatmaya dayanamayacagini anlayan kale muhafizi teslim olarak ailesiyle birlikte Sirbistan'a gitti. Evrenos Bey de Gümülcine ile o havalide bazi yerleri aldi. Edirne'den sonra Filibe'nin de alinmasiyla Bizans, Bulgar ve Makedonya'daki Sirplarin birbirleri ile olan irtibatlari kesilmis oluyordu. Böylece Bizans, tamamiyla Osmanlilarca çevrilmis bulunuyordu.<br /><br />Dogu Trakya'da yayilmakta olan Müslüman Türklerin bu yayilmasini önlemek için 1361 Temmuzunda Imparator Besinci Ioannis ile Venedikliler arasinda bir antlasma yapilmissa da bir fayda temin edilemedi. Çünkü Osmanlilar, mütemadiyen Anadolu'dan göçmen naklederek sahilleri de siki sikiya ellerinde tuttuklarindan ayrica yerli halka karsi çok merhametli ve âdilane bir idare tarzi uyguladiklarindan içerde de herhangi bir isyan hareketine rastlanmiyordu. Bundan dolayi Bizans ile Venedikliler arasindaki ittifaktan bir netice elde edilemedi. Bunun üzerine imparator 1364'te Osmanli Devleti ile anlasarak mevcud vaziyeti kabule mecbur olmustu. Böylece Bizanslilar açisindan Osmanlilarin eline geçmis bulunan yerlerin tekrar alinmasi ümidi de ortadan kalkmisti. Çünkü Imparator, Osmanlilarin aldiklari yerleri ne kendisinin ne de Sirplarin geri almak için bir tesebbüste bulunmayacaklarini garanti ediyordu.<br /><br />Edirne ve Dogu Trakya'nin fethi, Osmanlilarin Avrupa'da kesin olarak yerlestiklerini gösteren bir hadisedir. Bu, Anadolu Müslüman Türk tarihi için oldugu kadar Balkanlar ve buna bagli olarak Avrupa için de bir dönüm noktasi olmustur. Zira Osmanlilar sayesinde Avrupa, dinî müsamaha, insana saygi ve hukuka riayet gibi kavramlarla karsilasti ki, bunlari daha önce pek bildigi ve uyguladigi söylenemez. Osmanli fütuhatinin manevî sebep ve faktörlerinden bahsedilirken bu konuya daha detayli bir sekilde temas edilecegini belirtmek gerekir.<br /><br />Babasindan devr aldigi küçük beyligi iki misli büyüterek teskilatli bir devlet haline getiren Orhan Bey, 1362 yilinda vefat etti. Onun vefati esnasinda devletin sinirlari 95.000 km2'ye çikmisti.<br /><br />ORHAN BEY ve DEVLET TESKILÂTI<br /><br />Osmanli Devleti'nin ilk teskilâti Orhan gazi zamaninda kuruldu. Daha önce küçük bir beylik olan devlet, onun zamanindaki fetihlerle gittikçe genisleyip büyümeye basladi. Bu genisleme duraksamadan devam ettigi için yeni müesseseler ile desteklenmesi ve saglam temellere oturtulmasi gerekiyordu. Bu bakimdan bu siyasî varlik ve birlige bir hayatiyet ve devamlilik kazandirmak gerekiyordu ki bu da saglam ve temelli müesseselerin kurulmasi ile mümkündü. Beylik, yavas yavas asiret usûl ve kaidelerinden az da olsa ayrilmak ihtiyacini hissediyordu. Çünkü o ana kadar, daha önce karsilasmadigi farkli din, kültür, irk ve medeniyetlere sahip insanlari sinirlari içinde barindirmaya baslamisti. Bu da ortaya çikan yeni problemlere karsi zamanin ve sartlarin gerektirdigi çözümleri bulmakla mümkündü. Bu hareket tarzi ,ona modern bir devlet olma anlayisini saglamisti. Idare sahasinda, adalet, askerlik, vergi gibi konularda yeni teskilâtlarin kurulmasi icapediyordu. Bu konularda ulema sinifindan gelmis olan vezir Alaeddin Pasa ile Bursa Kadisi Cendereli Kara Halil Efendi büyük bir gayret ve faaliyet içinde idiler. Bu maksatla Orhan Bey'in tahta geçisinin (cülûs) üçüncü yilinda bir gümüs sikke basildi. Bu parada Osmanlilarin mensub olduklari Kayi boyu damgasi da bulunuyordu.<br /><br />Bilindigi gibi para, ekonomik ve sosyal hayatta önemli bir rol oynamaktadir. Keza o, bir devletin istiklâl (bagimsizlik) alâmetlerindendir. Osmanlilarin ilk defa kullandigi para birimi akça idi. Burada üzerinde durmamiz ve belirtmemiz gereken bir nokta da simdiye kadar ilk Osmanli akçasinin Orhan Bey zamaninda basilmis olmasi meselesidir. Halbuki yeni arastirmalar ilk Osmanli parasinin Osman Gazi döneminde basilmis oldugunu göstermektedir. Bununla beraber bu paranin nerede ve hangi tarihlerde basildigi belli degildir.<br /><br />Orhan Bey, idareciligi bakimindan tam bir devlet kurucusu idi. Bütün tarih ve kaynaklar, onun Osmanli Beyligi'ni hakiki bir devlet haline getirdiginde müttefiktirler. Orhan Bey, ilk devlet teskilâtinda Anadolu Selçuklulari ile Ilhanlilari örnek almis ve buna göre bir hükümet teskilati vücuda getirmisti. Bunun esas temeli ise merkezdeki "Divân" idi. Henüz bey ünvanini tasiyan hükümdar bu divana baskanlik yapmaktaydi. Divâna, hükümet reisi durumunda bulunan ve ilk dönemlerde ilmiye sinifindan gelmesi mutad olan vezirin de icabinda baskanlik ettigi olurdu. Orhan Bey devri ilk vezirinin Ramazan 723 (Eylül 1323) tarihli ve Orhan Bey zevcelerinden Asporça Hatun vakfiyesinden anlasildigina göre Haci Kemaleddin oglu Alaeddin Pasa (öl. 1340) adinda ilmiye sinifindan belki "ahi" ricalinden bir zat oldugu ve bunun isim benzerligi yüzünden Orhan Bey'in küçük kardesi Alaeddin Bey ile karistirildigi görülmektedir. Ikinci veziri Ahi Mahmud oglu Nizameddin Ahmed Pasa idi.<br /><br />Sehir, kasaba ve kazalarin idaresinde ise, Osman Bey zamanindan itibaren elde edilen yerler, buralari feth eden beylere verilmek suretiyle dogrudan dogruya asiretin ileri gelen ve birer askerî komutani durumunda bulunan kimselerce kullaniliyordu. Baska bir ifade ile Orhan Bey'in kurdugu bu sistem, Selçuklu divân dairesi ile çevrelerindekinin aynisi idi. Mesela Eskisehir, Bilecik, Iznik, Karacahisar, Inönü, Izmit, Yenisehir, Bursa gibi sehirler, hep birer kaza teskil ediyorlardi. Bu sebepten oralarda bir kadi ve subasi bulunuyordu.<br /><br />Orhan Bey, Osmanli Beyligi'nde muntazam bir devlet teskilati meydana getirdigi sirada bütün timarlilari belli birlikler halinde bazi kumanda kademelerine bagladi. O dönem Osmanli ordusunun en mühim unsurunu teskil eden bu birlikler, bilhassa asiretlerden, hizmetleri karsiliginda kendilerine timarlar verilmek üzere genellikle toplu bir halde vazifeye alinan sipahilerdi. Bunlarin ileri gelenleri, kendi boy ve oymaklarindan topladiklari adamlari ile beraber, seferde vazife aliyorlardi. Gaza ve fetihten sonra bu gazilere baslangiçta timar (dirlik) verildigi gibi onlari idare edenlere de daha yüksek bir timar tahsis ediliyordu. Tamami atli olan bu timarlar, bir alay haline konularak baslarina en büyük timar sahibi olan kimse alay beyi tayin ediliyordu. Her kazanin timarlilari birer çeribasi idaresinde idiler. Orhan Bey devletinin dayandigi ikinci sinif askerî kuvvet yaya ve müsellem teskilâti idi. Bu askerî teskilâtin ortaya çikmasi zaruret halini almisti. Çünkü her zaman, vaktinde sefere gelemeyen veya uzun süre devam eden kusatma hizmetlerinde kalamadiklarindan dolayi basarilari mahdud olan asiret sipahilerinin yerine, devamli bir askerî birligin kurulmasi gerekiyordu. Ancak bu sayede, Orhan Bey zamaninda, sinirlari bir hayli genisleyen beyligin her tarafina zamaninda ulasilabilecekti.<br /><br />Osmanli Beyligi'nin ilk mühim fethi olan ve hem yeni hem de kuvvetli bir siyasî varligi ortaya koyma yolunda belki en önemli adim, Orhan Bey'in Bursa'yi aldiktan sonra burada kurdugu ve kendisinden sonra gelen haleflerinin de izinde yürüyerek devam ettirdikleri tesislerin, bu sehirde büyük bir Müslüman Türk nüfusunun toplanmasina sebep olmasi gerçegi idi. O, isin hemen basinda kilise ve manastirlari cami ve medreseye çevirmek suretiyle ilk ihtiyaçlari karsilamis oluyordu. Burada birçok da vakif tesis etti.<br /><br />Orhan Gazi, feth ettigi ülkelerde tebeasina karsi adaletle uyguladigi siyasete çok dikkat ediyordu. O, devletin temellerini babasindan tevarüs ettigi adalet anlayisi üzerine kurmustu. Bu sebepledir ki tebeasi arasinda herhangi bir ayirim yapmadan herkese gerektigi sekilde muamelede bulunuyordu. Bununla beraber o, kendi toplumunun faydasina olan her konuda öncülük ediyordu. Bu bakimdan zapt ettigi yerlerdeki kiliseleri mescid ve medreselere çevirmekle yetinmemisti. Vakiflar kurmak suretiyle bu öncülügünü sosyal alanda da göstermisti. Nitekim Bursa'da yoksullar evi yaptirip fakirleri doyurmak için mallar vakfeder. Yoksullar evinde bilgin ve hafizlara da maas baglar. Daha önceki Müslüman devletlerde de varligina sahid oldugumuz imâret müessesesinin Osmanlilar'daki ilk müessesi Orhan Bey'dir. O, Iznik'in Yenisehir kapisinda bir imâret kurar. Bu imâretin seyhligini, dedesi Edebali'nin müridi olan Haci Hasan'a verir. Orhan Gazi bu ilk imâretin açilis merasiminde bizzat kendisi hizmet eder. Fakirlere çorba dagitir, aksam olunca da imâretin kandillerini, yine bizzat kendisi yakar.<br /><br />Bilindigi gibi toplumun egitim ve kültür hayatinin gelismesinde önemli derecede rolü bulunan müesseselerden biri de medreselerdir. Iste burada da ilk defa Orhan Gazi'nin faaliyete geçtigini ve ilk Osmanli medresesini 731 (M. 1330) yilinda Iznik'te kurdugunu görüyoruz. Yine onun 1335 yilinda Bursa'da kurmus oldugu medrese zamanla Iznik medresesini gölgede birakmis ve devrin yüksek tahsil müessesesi haline gelmistir. O, ilim ve ilim adamlarina saygida kusur etmezdi. Onlari takdir etmekte mahirdi. Ilk zamanlarinda kendisini Iznik'te ziyaret etmis olan Magribli (Fas) seyyah Ibn Batûta, Orhan Gazi'den sitayiskâr bir sekilde bahs eder. Onun, Türkmen meliklerinin büyügü oldugunu söylemekle kalmaz, onun yaninda gördügü ikramlari ve onun ülkesini nasil dolastigini açik bir sekilde anlatir.<br /><br />Orhan Bey'in, Süleyman Pasa, Sultan Murad, Ibrahim, Halil ve Kasim adlarinda ogullari olmustu. 1362'de vefat ettigi zaman Murad, Ibrahim ve Halil hayatta idiler. Orhan Bey, Kantakuzenos'un kizi olan esi Theodora'dan dogan oglu Halil'i çok seviyordu. Ibrahim'in annesinin ise imparator III. Andronikos'un kizi Asporça Hatun oldugu ve Orhan Bey'in bu zevcesinden Fatma adinda bir kizinin da bulundugu sanilmaktadir. Bu sekilde Orhan Bey, hem Kantakuzenos'un kizini almis, hem de Paleolog hanedanina damat olmus demekti. Süleyman Pasa ile Murad Bey ise Yarhisar tekfurunun kizi olan Nilüfer Hatun adindaki ilk zevcesinden idi.<br /><br />Kaynak: Osmanli tarihi<br /><br /><br /></div></span></strong><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7265989826837817699-839074675547497149?l=osman-li-tarihi.blogspot.com'/></div>Metin Yücedenhttp://www.blogger.com/profile/07508638181268570498noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-7265989826837817699.post-9792195300244583612008-03-21T05:43:00.005-07:002008-03-21T05:43:56.968-07:00Osmanlı Devleti Revan Seferi ( 1635 )<div align="center"><strong>Osmanlı Devleti Revan Seferi ( 1635 )</strong></div><br />İran Hükümdarı Şah Abbas'ın Anadolu'daki Celali İsyanlarını fırsat bilerek Bağdat'ı ele geçirmesi , Osmanlı Devleti tarafından savaş sebebi sayıldı (1623). İran ile yapılan savaşlar on yedi yıl sürdü. 4. Murat merkezde ve ülkede yönetimi tamamen ele geçirdikten sonra İran üzerine iki sefer düzenledi. İlk seferinde Erzurum - Kars üzerinden Revan a ulaştu. Bu sefer sonucunda Revan fethedildi ve Ahıska Safevilerden geri alındı.<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7265989826837817699-979219530024458361?l=osman-li-tarihi.blogspot.com'/></div>Metin Yücedenhttp://www.blogger.com/profile/07508638181268570498noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-7265989826837817699.post-25260573514590721242008-03-21T05:43:00.003-07:002008-03-21T05:43:28.955-07:00Prut Savasi ( 1711 )Poltova savaşını kaybeden İsveç Kralı 12. Şarl ( Demirbaş ) Osmanlı topraklarına sığındı. Kralın peşinden gelen rus askelerinin Osmanlı topraklarına girmesi üzerine Osmanlı Devleti'nin Rusya ile arası açıldı. Bu arada İsveç Kralı 'nın Osmanlı Devleti'ni Rusyaya karşı kışkırtması Rusya'nında Eflak ve Boğdan beylerini Osmanlılara karşı isyana yönlendirmesi sonucu , Osmanlı Devleti Rusya'ya savaş açtı (1711).Sadrazam Baltacı Mehmet Paşa komutasındaki bir ordu , İstanbul antlaşması ( 1700 ) ile Rusya'ya verilen toprakları geri almak için eflak 'a girdi. Rus ordusu prut ırmağı kıyısında falcı köyü yakınlarında Osmanlı Ordusu ile karşılaştı. Çar 1. petro barış istedi. Baltacı Mehmet Paşa yeni bir saldırı için yeniçerilere güvenmediğinden barış önerisini kabul etti ve 2 ülke arasında Prut Antlaşması imzalandı. ( 1711 )<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7265989826837817699-2526057351459072124?l=osman-li-tarihi.blogspot.com'/></div>Metin Yücedenhttp://www.blogger.com/profile/07508638181268570498noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-7265989826837817699.post-33361106243686927362008-03-21T05:43:00.001-07:002008-03-21T05:43:15.099-07:00Fatih Sultan Mehmet Dönemi2. Murat'ın ölümü (1451 ) ile tahta çıkan 2. Mehmet istanbul'u fethederek dünya tarihinde çağ açıp çağ kapayan hükümdar olarak tanınır. Türk tarihinde İstanbul'un fethi (1453) ile başlayan döneme Osmanlı Devleti'nin Yükselme Devri denir.Karamanoğulları Osmanlı Devletindeki saltanat değişikliğinden yararlanmak istedi. Bu amaçla Karamanoğlu İbrahim bey Venedik ile antlaşma yaptı. Anadolu beylerini Osmanlılara karşı kışkırttı. Bu gelişmeler sonrasında 2. Mehmet Karamanoğulları üzerine sefere çıktı. Karamanoğlu İbrahim Bey barış istedi. Akşehir , Beyşehir ve Seydişehiri Osmanlılara bırakmayı ve savaşlarda asker vermeyi kabul etti.<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7265989826837817699-3336110624368692736?l=osman-li-tarihi.blogspot.com'/></div>Metin Yücedenhttp://www.blogger.com/profile/07508638181268570498noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-7265989826837817699.post-24699667325706262882008-03-21T05:41:00.006-07:002008-03-21T05:42:41.979-07:00Mercidabık Savaşı 1516<p align="center"><strong><span style="font-size:180%;">Mercidabık Savaşı 1516</span></strong></p><p align="center"><strong></strong> </p><p align="center"><strong><span style="font-size:85%;">Yavuz Sultan Selim , Memluk Sultanı Kansu Gavri'nin başında bulunduğu Memluk ordusu ile Halep yakınlardaki </span></strong></p><p align="center"><strong><span style="font-size:85%;"></span></strong> </p><p align="center"><strong><span style="font-size:85%;">Mercidabık ovası'nda karşılaştı. Savaş , Osmanlı Devleti'nin zaferi ile sonuçlandı. Kansu Gavri savaşta ölenler arasındaydı.Mercidabık Savaşı ile Halep, Humus , Hama ve Şam ele geçirildi. Kışı Şam'da geçiren Yavuz Sultan Selim , Mısır'ı ele geçirmek için burada hazırlıklara başladı.</span></strong></p><div align="center"><strong><span style="font-size:180%;"></span></strong></div><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7265989826837817699-2469966732570626288?l=osman-li-tarihi.blogspot.com'/></div>Metin Yücedenhttp://www.blogger.com/profile/07508638181268570498noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-7265989826837817699.post-81704280839221897572008-03-21T05:41:00.005-07:002008-03-21T05:41:46.250-07:00Ridaniye Savaşı ( 1517 )Mercidabık Zaferi sonunda Suriye, Lübnan ve Filistin bölgelerini ele geçirip Sina Yarımadası'na gelen Yavuz , Sina Çölü'nü geçerek , Kahire yakınlarındaki Ridaniye'ye geldi. Kahire'ye geçişi sağlayan bu bölgede Memluk odusu sahra toplarıyla (bir yöne atış yapabilen sabit top ) mevzilenmişti. Yavuz , askeri yeteneğini kullankarak memluk ordusunu arkadan kuşatınca Osmanlı rodusu geliş yönüne göre mevzilenmiş sahra topları etkisiz hale getirildi. Kahire'yi alan Yavuz Mısır'ı Osmanlı Devleti'ne bağladı. Ordu Kahire'deyken Hicaz Emiri de Osmanlı Devleti'ne bağlılığını bildirdi.<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7265989826837817699-8170428083922189757?l=osman-li-tarihi.blogspot.com'/></div>Metin Yücedenhttp://www.blogger.com/profile/07508638181268570498noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-7265989826837817699.post-89819127217115795462008-03-21T05:41:00.003-07:002008-03-21T05:41:29.962-07:003. İran seferi ( Nahcivan seferi ) (1553)Kanuni, Safevilerin saldırılarına son vermek için üçüncü kez sefere çıktı (1553). Nahcivan ve Karabağ taraflarıı ele geçirdi. Dönüş yolunda, Amasya'ya geldiğinde, barış isteyen Şah Tahmasb’ın elçileri ile görüştü. 29 Mayıs 1555 tarihinde Osmanlı Devleti, Safevi Devleti ile Amasya Antlaşması'nı imzaladi. Bu antlaşmaya göre;• Tebriz, Erivan, Bağdat, Irak ve Doğu Anadolu toprakları Osmanlılarda kalacak, antlaşma 25 yıl sürecekti.Amasya Antlaşması Osmanlı Devleti'nin Iran ile yaptığı ilk resmi anlaşma olması bakımından önemlidir. Bundan sonra Kanuni'nin ölümüne kadar, hatta 2. Selim zamanın da iran'la ilişkilerde önemli bir değişiklik olmadı. 3. Murat zamanında, Osmanlı - İran münasebetleri yeniden bozuldu. Bu arada Şah Tahmasb ölmüştü. Yerine geçen Şah 2. İsmail Amasya Antlaşması'nı bozarak, Osmanlı topraklarına saldırdı. Fakat Şah 2. İsmail fazla yaşamadığı için iki devlet arasında önemli bir olay meydan gelmedi. İran'da taht kavgaları çıkınca Osmanlı Devleti İran'a sefer yaparak, bu durumu değerlendirmek istedi. Böylece Safevi Devleti ile 1577'den 1590 yılına kadar sürecek uzun bir savaş dönemi başladi.Bu dönemde Kırım ile doğudan bağlantı kurabilmek için, Kafkasya üzerine de seferler yapıldı. Kafkasya'da da birçok yer ele geçirildi. Bu savaşların sonunda Safevi Devleti ile 1590'da Ferhat Paşa (Istanbul) Antlaşması imzalandi. Bu antlaşmaya göre;• Azerbaycan, Gürcistan, Dağıstan bölgeleri Osmanlı Devleti'ne bağlandi. Safevi Devleti Kafkasya'da Osmanlı egemenliğini kabul etti.Osmanlı Devleti doğudaki en geniş sınırlarına Ferhat Paşa Antlaşması ile ulaşmış oldu.<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7265989826837817699-8981912721711579546?l=osman-li-tarihi.blogspot.com'/></div>Metin Yücedenhttp://www.blogger.com/profile/07508638181268570498noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-7265989826837817699.post-61099694939173796462008-03-21T05:41:00.001-07:002008-03-21T05:41:14.538-07:00Kıbrıs'ın Fethi ( 1571 )Kıbrıs, Venediklilerin elindeydi. Venedikliler Akdeniz'de önemli bir üs durumundaki Kıbrıs sayesinde Mısır ve Suriye'ye giden deniz yolunun denetimini ellerinde tutuyorlardı. Bölgedeki durumunu güçlendirmek isteyen Osmanlı Devleti Kıbrıs'ın fethi için hazirlıkklara başladı. 1566 yılında Kanuni'nin ölümünden sonra 2. Selim tahta geçmişti. Lala Mustafa Paşa komutasındaki donanma, 1571 yılında Kıbrıs'ı fethederek Osmanlı topraklarına kattı. Daha sonra Kıbns'a Türkler yerleştirilerek, adaya Türk kimliği kazandırıldı.<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7265989826837817699-6109969493917379646?l=osman-li-tarihi.blogspot.com'/></div>Metin Yücedenhttp://www.blogger.com/profile/07508638181268570498noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-7265989826837817699.post-4779397991104100782008-03-21T05:40:00.003-07:002008-03-21T05:40:51.635-07:00Tunus'un Fethi ( 1574 )<div align="center">Tunus'u Barbaros Hayrettin Paşa fethetmişti. Fakat Sarlken tarafından 1534'te geri alınmıştı. Kaptan-ı Derya Kılıç Ali Paşa komutasında Türk donanması ve Vezir Sinan Paşa emrindeki kara kuvvetleri ile Tunus'a bir sefer yapıldı. 1574'te kesin olarak fethedilen Tunus, beylerbeylik haline getirilerek Osmanlı Devleti'ne bağlandı.</div><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7265989826837817699-477939799110410078?l=osman-li-tarihi.blogspot.com'/></div>Metin Yücedenhttp://www.blogger.com/profile/07508638181268570498noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-7265989826837817699.post-8361421735529616882008-03-21T05:40:00.001-07:002008-03-21T05:40:35.403-07:00Mohaç Savaşı ( 1526 )Belgrad'ın fethine rağmen Macaristan sorunu çözülememişti. Ayrıca, Macar Kralı 2. Layoş'un koruyucusu durumunda olan Sarlken, Fransa Kralı Fransuva'yi (Francois) esir almıştı. Fransa kralının yardım istemesi üzerine Kanuni, Avrupa'da Osmanlı’ya karşı oluşan Hristiyan birliğini parçalamak ve Katolik Hristiyan dünyasmdan Fransa'yı kendi yanına çekmek için Macaristan seferine çıktı.Macaristan ise diğer Avrupa devletlerinden yardım istedi. iki ordu, 1526 yılında Mohaç Ovası'nda karşılaştı. Kanuni, Turan taktiği (sahte geri çekilme taktiği) ile Macar ordusunu çember içine aldi. Kaçmak isteyenler bataklıkta boğuldu. Macar Kralu 2. Layoş da ölenler arasindaydı. iki saatte sonuçlanan Mohaç Meydan Savaşı'nda Osmanlı ordusu kesin bir zafer kazandı.Mohaç Zaferi'nin ardından Macaristan'ın başkenti Budin fethedildi. Kanuni, Macar tahtına Yanoş'u kral tayin etti. Avusturya Arşidükü Ferdinand, Macar tahtında, akrabalık bağlarına dayanarak hak iddia edip, yeni kralı tanımadı. Ferdinand, Osmanlı Devleti'nin bölgeden çekilmesinden sonra Macaristan topraklarına girdi. Bu andan itibaren Macaristan egemenliği yüzünden, Osmanlı-Avusturya savaşları başladi.<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7265989826837817699-836142173552961688?l=osman-li-tarihi.blogspot.com'/></div>Metin Yücedenhttp://www.blogger.com/profile/07508638181268570498noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-7265989826837817699.post-47366346088449131522008-03-21T05:39:00.004-07:002008-03-21T05:40:05.059-07:00inebahtı Deniz Savaşı ( 1571 )Kıbns'ın, Osmanlı Devleti'nin eline geçmesi üzerine, ispanya, Malta, Venedik ve diğer italyan devletleri birleşerek Osmanlının Doğu Akdeniz'deki üstünlüğünü kırmak için, Papanın önderliğinde bir Haçlı donanması hazırladılar. Haçlı donanması, inebahtı'da Os¬manlı donanmasını hazırlıksız yakaladı. Osmanlı donanması büyük bir yenilgi aldı ve birçok gemisini kaybetti. Yalnizca Kılıç (Uluç) Ali Paşa, komuta ettiği filoyu kurtararak istanbul'a getirdi. Osmanlı Devleti'nin inebahtı'da toprak kaybı olmadı Ancak, Osmanlı Devleti'nin yenilebileceği anlaşıldı. Tecrübeli denizcilerin şehit düşmesi daha sonraki dönemde Osmanlı denizciliğinin gerilemesine neden oldu.Veziriazam Sokullu Mehmet Paşa'mn çabalan sonucu, kısa bir sürede yeni bir donanma hazirlanarak, ertesi bahar denizlere indirildi. Kaptan-ı Derya Kılıç Ali Paşa'nın Italya ve Sicilya kıyılarında bir takim yerleri vurması üzerine Venedik, Osmanlı Devleti ile anlaşma, yaptı ve yeniden Osmanlı Devleti'ne vergi vermeye başladı. Böylece Osmanlı Devleti Akdeniz de üstünlüğü tekrar sağlamış oldu.<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7265989826837817699-4736634608844913152?l=osman-li-tarihi.blogspot.com'/></div>Metin Yücedenhttp://www.blogger.com/profile/07508638181268570498noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-7265989826837817699.post-45747913122182390822008-03-21T05:39:00.003-07:002008-03-21T05:39:47.559-07:00Islahat Fermanı (1856)Kırım Savaşı'nda Osmanlı Devleti'nin yanında yer alan ingiltere, Fransa ve Avusturya; Osmanlıda yaşayan Hristiyan halka Tanzimat Fermanı ile tanınan hakları az buluyor ve genişletilmesini istiyorlardı.Osmanlı Devleti, Avrupa devletlerinin istekleri doğrultusunda ıslahatlar yaparak, Paris Bans Konferansi'nda lehine kararlar çıkartmak amacını güttü. Islahat Fermanı da, tıpkı Tanzimat Fermanı gibi Osmanlı’nın zor bir döneminde, Avrupa'nın desteğini almak için yayınlanmıştır.Tanzimat Fermanı'nda; ırk, dil, din ayrımı yapılmamiş bütün halk için geçerli haklar tanınmışken, Islahat Fermanı'nda sadece gayrimüslimlere yeni haklar tanınmıştır. Islahat Fermani ile gayrimüslimlerin devlet memuru olabilmeleri ile sivil ve askeri okullara girebilmeleri hükme bağlandı. Kendi aralarındaki miras davaları yine patrikhanelerde görülebilecekti. Her gayrimüslim topluma, ikişer temsilci ile Meclis-i Vala'ya katılma hakkı sağlandı. Vergilerin bütün Osmanlı vatandaşlanndan eşit olarak alınacaği ve iltizam usulünün kademeli olarak kaldinlacaği belirtildi.Paris Konferansi sürerken Şubat 1856'da yayinlanan bu ferman ile Osmanlı Devleti Avrupa devletlerinin kendi iç işlerine karışmasını önleyemedi. ileride Osmanlı Devleti'ni paylaşmayı hedefleyen devletler, Islahat Fermani'na uyulmadığını öne sürerek Osmanlının iç işlerine karışmak için yeni fırsatlar buldular. Yapılan düzenlemeler başta Rumlar ve Ermeniler olmak üzere gayrimüslim topluluklara güç verdi. Bu topluluklar patrikhanelerde toplanarak kendi milletlerine ait nizamnameler çıkardılar. Tanzimat ve Islahat fermanlan ile tamnan haklar gayrimüslimlerce yeterli bulunmadı. Çünkü Osmanlı tebaasi olan gayrimüslimler, Müslümanlarla eşitlik değil bağımsızlık istiyorlardı. Dağılmakta olan devleti elde tutabilmek amacıyla Osmanlı Devleti yeni ödünler vermek zorunda kaldi.<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7265989826837817699-4574791312218239082?l=osman-li-tarihi.blogspot.com'/></div>Metin Yücedenhttp://www.blogger.com/profile/07508638181268570498noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-7265989826837817699.post-19599073197365896852008-03-21T05:39:00.001-07:002008-03-21T05:39:24.348-07:00Malta Kuşatması ( 1565 )<p align="center">Mısır, Cezayir ve Trablusgarp Osmanlıların eline geçmişti. Malta Adası bu bölgelere ulaşan deniz yollarının üzerinde bulunuyordu. "Hristiyanlığın Akdeniz'deki kalesi" olan Malta Adası'ndaki şövalyeler, Türk gemilerine saldırıyor, Akdeniz'deki Türk egemenliğine gölge düşülüyorlardı .Piyale Paşa komutasındaki Osmanlı donanması, 1565 yılında adayı kuşa Turgut Reis de bu kuşatmaya katılmıştı. Çarpışmalar sırasında Turgut Reisin şehit düşmesi üzerine satma kaldırılarak İstanbul'a geri dönüldü.</p><div align="center"></div><div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7265989826837817699-1959907319736589685?l=osman-li-tarihi.blogspot.com'/></div>Metin Yücedenhttp://www.blogger.com/profile/07508638181268570498noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-7265989826837817699.post-81583562195841853212008-03-21T05:38:00.005-07:002008-03-21T05:38:57.224-07:00Preveze Deniz Zaferi (1538)Osmanlı Devleti Akdeniz'deki üstünlüğünü pekiştirmek düşüncesindeydi. Bu amaçla Osmanlı aleyhine Akdeniz'de Avusturya, Venedik, Malta, İspanya ve Portekiz tarafından oluşturulan, Haçlı donanmasını yok etmek istiyordu. Kaptan-ı Derya Hayrettin Paşa amaçla donanma ile Akdeniz'e açıldı ve Tunus'u aldı. Tunus'un alınması üzerine, Tunus Hükümdarı Alman İmparatoru Şarlken'den yardım istedi. Şarlken'in hazırlattığı Andrea Dorya komutasındaki ( donanma Tunus'u geri alarak, Orta Akdeniz için egemenlik mücadelesini başlatmış oldu.1538 yılında iki tarafın donanması Mora'nın kuzeyindeki Preveze Körfezi'nde karşılaştı. Osmanlı donanması kendisinden sayıca üstün olan Haçlı donanmasına karşı büyük bir zafer kazandı, zaferin yıl dönümleri günümüzde "Donanma Günü" olarak kutlanmaktadır (28 Eylül 1538). Savaş sonunda Venedik ile antlaşma yapıldı. Mora ve Dalmaçya kıyılarındaki kalelerle, Barbaros'un aldığı diğer yerler Osmanlı Devleti'ne bırakıldı. Böylece Akdeniz'de üstünlük tamamen Osmanlı Devleti' geçti.Preveze Zaferi'nden sonra Kanunî, Almanya ile savaşan Fransa kralının yardım isteği üzeri Osmanlı donanmasını Fransa'ya yardıma gönderdi. Kanunî, Osmanlıya karşı zaman zaman Avrupa devletlerinin tarafım tutarak ikiyüzlü hareket eden Fransuva'ya, dış siyaseti gereği yine yardım etti. Osmanlı donanması, Fransa donanması ile birleşerek Şarlken'e ait Nice (Nis)'i kuşatarak ele geçirdi (1543). Ancak, Fransa donanmasının bu kuşatma sırasında ciddi bir hazırlığının olmadığını gören Barbaros, Fransa donanmasından ayrılarak geri döndü. Yine de Fransa, Osmanlı Devleti'nden aldığı yardım sayesinde, Almanya ile bir antlaşma imzaladı. Hayrettin Paşa, 1546 yılında 80 yaşında öldü. Türbesi, İstanbul'da, Beşiktaş semtindedir.<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7265989826837817699-8158356219584185321?l=osman-li-tarihi.blogspot.com'/></div>Metin Yücedenhttp://www.blogger.com/profile/07508638181268570498noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-7265989826837817699.post-12664750850227939952008-03-21T05:38:00.003-07:002008-03-21T05:38:37.118-07:00Trablusgarp'ın Alınması (1551)Barbaros Hayrettin Paşa'nm yetiştirdiği ve onun takipçileri olan Turgut Reis, Salih Reis, Piyale Paşa gibi ünlü denizciler fetihleri sürdürdü. Böylece, Hayrettin Paşa'nın ölümünden sonra da Türk denizciliği gelişmeye devam etti. Kutsal Roma Germen İmparatoru Şarlken, Müslümanlardan aldığı Trablusgarp'a Sen Jan Şövalyeleri'ni yerleştirmişti. Kanunî Akdeniz'deki hakimiyetini güçlendirmeyi ve Trablusgarp'ın Osmanlı topraklarına katılmasını istiyordu. 1551 yılında Turgut Reis komutasındaki Osmanlı donanması, Sen Jan Şövalyeleri'nin elindeki Trablusgarp'ı aldı. Turgut Reis buraya beylerbeyi olarak atandı.<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7265989826837817699-1266475085022793995?l=osman-li-tarihi.blogspot.com'/></div>Metin Yücedenhttp://www.blogger.com/profile/07508638181268570498noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-7265989826837817699.post-2072253582703337692008-03-21T05:38:00.001-07:002008-03-21T05:38:19.292-07:00Cerbe Savaşı ( 1560 )Andrea Dorya komutasında Venedik, Avusturya, İspanya, Portekiz ve Malta kuvvetlerinden oluşan Haçlı donanması, Osmanlı donanmasının Akdeniz'deki üstünlüğüne son vermek ve Türkleri Kuzey Afrika'dan atmak amacıyla Cerbe Adası önlerine geldi. Burada yapılan savaşta Turgut Reis komutasındaki Osmanlı donanması Haçlıları büyük bir bozguna uğrattı.Cerbe Savaşı, Preveze Savaşı'ndan sonra kazanılan ikinci büyük deniz zaferi oldu. Bu zaferden sonra, Batı Akdeniz'de ve Kuzey Afrika'da Türk üstünlüğü pekişti.<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7265989826837817699-207225358270333769?l=osman-li-tarihi.blogspot.com'/></div>Metin Yücedenhttp://www.blogger.com/profile/07508638181268570498noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-7265989826837817699.post-17138656570701934092008-03-21T05:37:00.006-07:002008-03-21T05:38:05.020-07:00Rusya’nın Osmanlı PolitikasıÇar 1. Petro, Rusya'nın bir dünya devleti olabilmesi için denizlere ulaşması gerektiği idealindeydi. Bu idealini gerçekleştirirken de Osmanlı Devleti ile emellerini açığa çıkarmıştı. Rusya, sıcak denizlere inerek batı ile yarışabilecek güce ulaşmasının yolunun Osmanlı topraklarından geçtiğini biliyordu. Bu nedenle de 17. yüzyıldan sonra Osmanlı Devleti ile sürekli bir mücadeleye girişmişti.Rusya, Osmanlı toprakları üzerinden sıcak denizlere ulaşabilmek için başlangıçtan 20. yüzyıla kadar üç ayrı siyaset uyguladı.Birincisi; İstanbul'u alarak Bizans İmparatorluğu'nu yeniden canlandırmak ve boğazlarda geçerek Akdeniz'e inmek (akrabalık ve mezhep birliğine dayanarak Bizans tahtında hak iddia ediyor)İkincisi; Balkan milletlerini Panslavizm propagandası yolu ile kışkırtarak bu bölgede egemen olmak ve bu yoldan Akdeniz'e ulaşmak,Üçüncüsü; Balkanlar ve boğazlardan sıcak denizlere ulaşamayacağını anladığında, oluşturduğu Ermeni politikasıdır. Ermenileri Osmanlı aleyhine kışkırtarak, Anadolu'nun Doğu ve Güney doğusunda kendine bağlı bir Ermenistan Devleti'nin kuruluşunu sağlamak ve bu yoldan Akdenize inmek.Bir kara devleti olan Rusya'nın sömürge yarışma katılabilmesi sıcak denizlere çıkması ile mümkündü. Yukarıda belirtildiği üzere Rusya'yı Akdeniz'e ulaştıracak yollar Osmanlı topraklarından geçiyordu. Bu yollara sahip olmak isteyen Rusya, Osmanlı Devleti'ni parçalamak için Fransız İhtilal etkisi ile gelişen özgürlük ve milliyetçilik akımından yararlandı. Osmanlı sınırları içinde yaşayan ulusları Panslavizm politikasını uygulayarak isyana teşvik etti. Rusya önce Sırpları sonra Yunanlıları kışkırtarak Balkan uluslarını Osmanlıdan ayırdı. Fakat bağımsız olan Balkan devletleri Rusya'nın bu gelişme üzerinden sıcak denizlere inmesine izin vermediler. Rusya sıcak denizlere inme uğruna Osmanlı Devleti'ni parçalamış, ancak parçaları yutamamıştı.İdeallerinden vazgeçmeyen Rusya, 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Kafkaslar ve Doğu Anadolu üzerinden Akdeniz'e ulaşmak için Osmanlı topraklarında yaşayan Ermenileri kışkırttı başladı. Böylece ülke içinde ve dışında teşkilatlanan ve silahlanan Ermeni komiteleri ile Ermeni kiliselerinin kışkırtıcı faaliyetleri sonucunda Ermeni toplumu yavaş yavaş Türklerden uzaklaşmaya başladı. Ermeniler ilk kez 1877-1878 Osmanlı Rus Savaşı'nda Osmanlı Devleti'ne isyan ettiler. Rusya kışkırtmaları ile başlayan Ermeni sorunu, İngiltere ve Fransa'nın da desteklemesi ile gelişti. Osmanlı Devleti'ni bölerek bölgesel çıkarlarına ulaşmak isteyen Rusya ve Avrupa devletleri, Ermenileri Birinci Dünya Savaşı sırasında da isyana teşvik ederek Anadolu'da işgalleri kolaylaştırmaya çalıştılar.<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7265989826837817699-1713865657070193409?l=osman-li-tarihi.blogspot.com'/></div>Metin Yücedenhttp://www.blogger.com/profile/07508638181268570498noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-7265989826837817699.post-85675491448256120962008-03-21T05:37:00.005-07:002008-03-21T05:37:46.747-07:00Fransa’nın Osmanlı PolitikasıOsmanlı Devleti ihtiyaç duyduğu her zaman Fransa'nın yi da yer almış ve Avrupa siyasetinde etkin rol oynamasını sağlamıştı.Fransa ise çoğu zaman Osmanlı Devleti'ne karşı ikiyüzlü bir siyaset izleyerek, dost görüm çalışmış, ancak gerçek yüzünü Mısır'ı işgale kalkışmasıyla göstermişti. Bundan sonra Osmanlı Devleti'ne karşı oluşan gruplar içinde yer aldı. Hatta Napolyon Bonapart Osmanlı Devleti'ni Ruslara karşı kışkırtıp 1806 savaşının çıkışma neden olduğu halde savaşın sonunda Rus çarı ile Tilsit Antlaşmasını yaptı. Bu antlaşma ile Fransa ve Rusya, Osmanlı topraklarını paylaşma konularını görüşl Sömürgecilik faaliyetleri sırasında Mısır'da istediğini elde edemeyen Fransa daha sonra, Osmanlı Devleti'nin Kuzey Afrika'daki diğer topraklarına yöneldi. 1830'da Cezayir'i, 1881'de Tunus'u sonra da Fas'ı ele geçirerek buralarda sömürgeler oluşturdu. Fransa, Ermenilerin isyanı sırasında Rusya'ya karşı İngiltere'nin Ermeni politikasını destekledi. Fransa, Rusya'nın Kafkaslar ve Doğu Anadolu'daki Ermenileri kullanarak Akdeniz'e inmesini, Akdeniz ticaretindeki payı azalacağı için kabul etmedi. Tıpkı İngiltere gibi, Fransa da Birinci Dünya Savaşı'nda Anadolu topraklarını işgal etti. Kilikya bölgesindeki Ermenileri silahlandırarak millî mücadeleyi engellemeye çalıştı.<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7265989826837817699-8567549144825612096?l=osman-li-tarihi.blogspot.com'/></div>Metin Yücedenhttp://www.blogger.com/profile/07508638181268570498noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-7265989826837817699.post-56073673009007645612008-03-21T05:37:00.003-07:002008-03-21T05:37:31.602-07:00Kırım'ın Osmanlılara Bağlanması ( 1475 )Karadeniz ticaret yollarının denetim altına alınabilmesi için Karadeniz'de kıyısı olan toprakların Osmanlı hakimiyetine katılması gerekliydi. Bu amaçla ; Osmanlı Devleti, önce Kerç ve Sudak limanlarını aldı. Daha sonra Cenevizlilerden Kefe Limanı'nı alarak onları teslim olmak zorunda bıraktı. Gedik Ahmet Paşa komutasındaki Osmanlı Donanması Kırım'ı alarak Osmanlıya bağlı bir hanlık haline getirdi (1475 ). Böylece;* Karadeniz bir Türk gölü haline geldi.* İpek Yolu'nun Karadeniz'in kuzeyine giden kolu denetim altına alındı.* Kırım'ın alınmasıyla Lehistan üzerine doğrudan yapılacak seferlerde üs kazanıldı.<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7265989826837817699-5607367300900764561?l=osman-li-tarihi.blogspot.com'/></div>Metin Yücedenhttp://www.blogger.com/profile/07508638181268570498noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-7265989826837817699.post-70084762602010375442008-03-21T05:37:00.001-07:002008-03-21T05:37:18.916-07:002. Murat Donemi (1421 - 1451 )2. Murat tahta çıktıktan sonra Bizans İmparatoru hükümdarlığını kutlamakla beraber, bazı isteklerde bulundu.Bizans'ın isteği 2. Murat 'ın iki erkek kardeşinin rehine olarak İstanbul'a göndermesiydi.Aksi takdirde Mustafa Çelebi'yi bırakacağını açıkladı. 2. Murat bu istekleri kabul etmemesi üzerine Bizans Limni adasındaki Mustafa Çelebi ile Aydınoğlu Cüneyt Bey serbest bırakıldı.<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7265989826837817699-7008476260201037544?l=osman-li-tarihi.blogspot.com'/></div>Metin Yücedenhttp://www.blogger.com/profile/07508638181268570498noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-7265989826837817699.post-85182823965670799642008-03-21T05:36:00.004-07:002008-03-21T05:37:03.074-07:00istanbul'un Fethi ( 29 Mayıs 1453 )1451 Yılında 2. Murat'ın ölümüyle tahta geçen oğlu 2. Mehmet, Bizans'ı Osmanli Devletinin Rumeli'de ilerlemesine ve büyümesine engel görüyordu. Bu engeli ortadan kaldırmak için İstanbul'un alınması gerekiyordu.Ayrıca İstanbul'un fethini gerekli kılan bazı nedenler vardı,bunlar:*Bizans'ın Anadolu Beyliklerini Osmanlı Devletine karşı kışkırtarak Anadolu'daki Türk siyasi birliğini bozmaya çalışması,*Bizans'ın Osmanlı Şehzadelerini kışkırtarak Osmanlı Devletin'de taht kavgalarına neden olması,*Anadolu ve Rumen toprakları arasındaki bağlantının sağlanabilmesi için İstanbul'un alınması,*Bizans'ın Avrupa - Hristiyan dünyasını kışkırtıp, Haçlı seferlerine zemin hazırlaması,*Bölge ticaret yollarının ve kazançlarının ele geçrilmesi için İstanbul'un fethi gerekiyordu.2. Mehmet bu nedenlerle İstanbul'un fethi için hazırlıklara başladı. Önce Karamanoğulları ile anlaşarak Anadolu'daki güvenliği sağladı.Anadolu Hisarı'nın karşısındaki Rumeli Hisarını ( Boğazkesen ) yaptırdı. Böylece Bizans'a karadenizden gelecek yardımları engelleyebileceği gibi Anadolu'dan Rumeliye geçebilecekti.Bundan sonraki hazırlıklar; büyük çaplı topların döktürülmesi,Edirne'de ordunun hazırlanması , Balkanlar'dan gelecek yardımın engellenmesi için gerekli önlemlerin alınması olmuştur.Bu hazırlıklardan sonra, Osmanlı ordusu 6 Nisan 1453 Tarihinde İstanbul'u kuşattı. 18 Nisan'a kadar top ateşi ile surlar yıkılmaya çalışıldı. 20 Nisan'da denizlerde mücadele başladı. Ancak Haliç'in ağzının zincirlerle kapatılmış olması nedeniyle Osmanlı donanması Haliç'e giremedi. Oysa Bizans'a yardıma gelen Venedik , Papalık ve Ceneviz gemileri Osmanlı Donanmasını yararak haliç'e girmişti. 2. Mehmet, tüm bu gelişmeler üzerine 22 Nisan gecesi gemileri , yağlı kazıklar üzerinden karadan ( kasımpaşa sırtlarından ) Haliç'e indiritti.<br /><br />Karadan ve denizden saldırıya geçen Osmanli kuvvetleri , 54 gün sonra 24 Mayıs 1453'te İstanbul'a girerek , şehri teslim aldı. Şehre hiç dokunulmadığı gibi şehirden kaçanların dönmesine de izin verildi.<br />İstanbul Fethinin Türk Tarihi Açısından Önemi<br />* İstanbul'un fethi ile Osmanlı Devleti'nin Anadolu ve Rumeli toprakları arasındaki Bizans'ın yarattığı tehlike ortadan kalktı.* İstanbul'un alınması ile Karadeniz'i Akdeniz'e bağlayan ticaret yolları ele geçirildi.* İstanbul, Osmanlı Devletinin başkenti yapıldı , ve 2. Mehmet "Fatih" ünvanını aldı.* Osmanli Devleti'nin yükselme dönemi başladı.<br />İstanbul'un Fethinin Dünya Tarihi Açısından Önemi<br />* İstanbul'un fethi sırasında kullanılan büyük topların en güçlü surları bile yıkabileceği görülmüştü. Bu denli güçlü topların yapılması , Avrupa'daki "derebeylik" lerin yıkılmasına ve merkezi krallıkların güçlenmesine neden oldu.* İstanbul'un fethiyle Orta Asya'dan Karadeniz'e ulaşan İpek Yolu'nun önemli bir bölümünün Osmanli Devletinin eline geçmesi , Avrupalıları yeni ticaret yolları arayışına yöneltti. Bu olay coğrafı keşiflerin nedenlerinden birini oluşturdu.* İstanbul'un Fethi Orta Çağın sonu , Yeni Çağın başlangıcı olmuştur.* İstanbul'un fethinden sonra İtalya'ya giden bilim adamları oradaki eski Yunan ve Roma eserlerini inceleyerek, Rönesans'ın başlmasına katkıda bulundular.<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7265989826837817699-8518282396567079964?l=osman-li-tarihi.blogspot.com'/></div>Metin Yücedenhttp://www.blogger.com/profile/07508638181268570498noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-7265989826837817699.post-62587076049073662352008-03-21T05:36:00.003-07:002008-03-21T05:36:34.167-07:00Trabzon imparatorlugu'nun AlinmasiTrabzon İmparatorluğu , Osmanli Devleti'ne vermesi gereken yıllık vergiyi vermiyordu. Akkoyunlular ile işbirliği yapıyor ve Osmanlılara karşı ittifaklarda yer alıyordu.Bu gelişmeler üzerine Osmanlı Donanması , Karadeniz'e açıldı ve Cenevizlilerden Amasra alındı(1459). Donanma Trabzon'a yöneldi. Karadan da Fatih Sultan Mehmet sefere çıkmıştı; Trabzon hem karadan, hem denizden kuşatıldı. Trabzon İmparatoru 1461 yılında şehri Fatih Sultan Mehmet'e teslim etti.<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7265989826837817699-6258707604907366235?l=osman-li-tarihi.blogspot.com'/></div>Metin Yücedenhttp://www.blogger.com/profile/07508638181268570498noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-7265989826837817699.post-54026562833553737882008-03-21T05:36:00.001-07:002008-03-21T05:36:17.162-07:00Akkoyunlu Devleti ile İlişkiler ve Otlukbeli SavaşıAkkoyunlu hükümdari Uzun Hasan, Karakoyunluları ortadan kaldırarak, Osmanli Devleti'nin doğudaki en güçlü hükümdarı haline gelmişti. Uzun Hasan , Osmanlıların büyümesinden endişe duyuyor, Osmanli Devletine karşı oluşan ittifaklarda yer alıyordu.Bu sebeple 1473 yılında sefere çıkan Fatih, Akkoyunlu ordusu ile Otlukbeli'nde karşılaştı.Yapılan savaşı Osmanli Devleti kazandı ve doğu Anadoluda güvenliği sağladı. Bu savaştan sonra Akkoyunlu devleti zayıflamaya başladı.1502 yılında Safevi Devleti tarafından ortadan kaldırıldı.<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7265989826837817699-5402656283355373788?l=osman-li-tarihi.blogspot.com'/></div>Metin Yücedenhttp://www.blogger.com/profile/07508638181268570498noreply@blogger.com0tag:blogger.com,1999:blog-7265989826837817699.post-22581617196285663632008-03-21T05:35:00.004-07:002008-03-21T05:36:03.652-07:00Mora'nın Alınması ( 1460 )Mora despotları burayı Osmanli Devletine'ne karşı yapılan saldırılarda üs olarak kullanıyordu. Ayrıca Mora Halkı ,Rum despotlarının baskılarına karşı Fatih'ten yardım istedi.Yapılan sefer sonunda;Modon,Koron ve Navarin limanları dışında,Mora Yarım adasıda da Osmanlının eline geçti<div class="blogger-post-footer"><img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7265989826837817699-2258161719628566363?l=osman-li-tarihi.blogspot.com'/></div>Metin Yücedenhttp://www.blogger.com/profile/07508638181268570498noreply@blogger.com0